Kökler, Vefa ve Memleket Sevdası
Sabahın kör karanlığı, saat henüz 5… Hafta sonu İzmir’deki fotoğraf çekimi için İstanbul Havalimanı’na doğru yıllardır içimde geçmeyen her çekim öncesi heyecanla yol alırken, şansıma, o erken saatte direksiyon sallayan taksici nefis bir insan çıktı. Konu konuyu açtı; vatan, millet derken birden o derin hikayelerin kapısı aralandı.
İsviçre’nin Zenginliği mi, İnsanın Sıcaklığı mı?
Taksici yıllar önce bir Türk-İsveç vatandaşıyla evlenip İsviçre’ye gitmiş. Orada akrabalarıyla çalışırken o dönemde Türk Lirası ile İsviçre Frangı aynı değerdeymiş. Fakat sadece iki yıl dayanabilmiş. Eşi orada kalmış ama o dönmüş.
Nedenini sorduğumda, işin özünün para olmadığını, orada kalsa bugün belki de çok zengin olacağını söyledi. Beraber iş yaptığı tüm akrabaları bugün servet sahibiymiş. Peki pişman mı? Asla!
Araya girdim ve içimden geçen o cümleyi kurdum: "Ben vatanımı, toprağımı seviyorum. Gittiğim yerde asla ikinci sınıf insan olmayı kaldıramam."
Taksici onaylarcasına baktı ve asıl gerçeği vurdu yüzümüze:
"Ben de o sebepten döndüm. İnsani değerin yok orada. Robot gibisin; anne baba yok, akraba kardeş yok; sadece ev ve iş var." Bu sebepten dolayı aslında Türkiye çok değerli bir ülke. İnsani değerler daha yüksek. Her ne kadar son zamanlarda toplum yapısı bozulsa da, saygı azalsa da Anadolu da durum çok başka.
Kökler ve Büyük Hedefler: Zonguldak’tan İstanbul’a
O an kendi hayatımı düşündüm. İstesem bambaşka bir düzen kurabilirdim. Ama kendimi biliyorum; doğduğum toprakları, Zonguldak’ı seviyorum.
Ben de İstanbul’a göç ettim elbet. Ama bunu bir kaçış olarak değil; kariyerimde yükselmek, kendimi geliştirmek ve potansiyelimi en üst noktaya taşımak için bir basamak olarak kullandım. Zaten memleketimde olabilecek en iyi yerlerde çalışmış, kendimi kanıtlamıştım. Hedefim büyüktü; bir şeyleri başarma içgüdüsüyle yola çıkmıştım.
Fakat beni yakından bilenler bilir; 20 yıldır Zonguldak dışında yaşasam da, o şehir hep kalbimin en baş köşesindedir. Memleketim için elimi her zaman taşın altına koydum, koymaya da devam edeceğim. Gücüm neye yetiyorsa, bazen küçük bir dokunuşla bazen de büyük bir adımla… Yıllardır kariyer basamaklarını tırmanırken boş durmadım; çok yakında bunun meyvelerini kısmet olursa Zonguldak görecek.
Vazgeçmeyenlerin Ruhu
İşte bu yüzden, yurt dışına gidip bir daha arkasına bakmak istemeyenlere, memleketini unutanlara biraz kızıyorum.
Gidin! Kariyer yapın, dünyayı gezin, en iyi okullarda okuyun, en tepeye tırmanın. Ama gelin. Bilginizi, görgünüzü, tecrübenizi alın ve bu topraklara taşıyın.
Çünkü biz Türk’üz; vazgeçemeyiz. Bizim ruhumuzda, genlerimizde mücadele etmek, savaşmak, zorlukları aşmak ve çözüm üretmek var. Zora geldiğimizde kaçmak bizim fıtratımızda yok. Savaşmak sadece cenk meydanında olmaz; günün şartlarına göre ayakta kalmak, üretmek ve değer katmak da kendi içinde bir cenk etmektir.
Hayatın Pergelini Doğru Kurmak, Pergelin Ucu Nerede?
Hayatımızda doğduğumuz toprağı kendimize merkez almalı, pergelimizi ona göre açmalıyız. İster ülke içinde olun ister dünyanın öbür ucunda… Nihai hedef, günün birinde o merkeze dönmek olmalıdır.
Heybemizi bilgiyle, görgüyle, tecrübeyle doldurup yuvaya dönmek ve onu bu topraklarda büyümesi gerekenlerle paylaşmak asıl erdemdir.
Çünkü unutmayın; en güzel paylaşım para, mal, mülk değil; bilgi, görgü ve tecrübedir. Köklerinden kopan çınar rüzgarda yıkılmaya mahkumdur; biz ise köklerimizle bu topraklara tutunup dünyaya meydan okumaya devam edeceğiz!