Zonguldak’ın Şiirsel ve Yaban Doğası

Maden ocakları, tünelleri, bu toprakların kaderine mühürlenmiş o emek kokan kömür karası. Oysa bu coğrafyanın kalbine doğru biraz yürürseniz, siyahın yerini devasa bir zümrüte, hırçın dalgaların sesinin ise ormanın derinliklerinden gelen o kadim fısıltıya bıraktığını görürsünüz. Zonguldak, sandığınızdan çok daha fazlasıdır; keşfedilmeyi bekleyen gizli bir doğa senfonisidir. Yerin altı ne kadar siyahsa üstü de bir o kadar yeşil ve mavidir.

Gözümden İlk Adım

Benim bu eşsiz doğayla tanışmam, 1999 yılına uzanır. Tabi daha öncesinde de görüyordum, biliyordum ama o yıllarda başka bakmaya başladım şehrime. Elimde fotoğraf makinem, içimde durdurulamaz bir keşif tutkusuyla Zonguldak’ın ormanlarında kaybolmaya başladım. Çektiğim fotoğraflarla süsledim duvarlarımı. O yıllar, benim için sadece bir hobi değil, bu coğrafyaya ruhumu bağladığım bir dönüm noktasıydı. Şelaleleri, mağaraları, ormanı, dağları ve kayaları.

Adımlarım beni önce Harmankaya Şelaleleri’nin coşkulu ve köpüklü sularına çıkardı. Su sesinin ormanın sessizliğiyle buluştuğu o noktada, doğanın en saf haliyle tanıştım. Ardından yer altının o gizemli dünyasına, mağara keşiflerine uzandı yolum. Her karede doğanın saklı bir yüzünü, her patikada başka bir hikayeyi yakaladım. Zonguldak, objektifime baktıkça tüm zenginliğini cömertçe seriyordu önüme.

İki Tekerlek Üzerinde Özgürlük: Kanyonlar ve Şelaleler

Keşif ve macera tutkum sayesinde bu kez rotayı başka maceralarla süsledim. Zonguldak’tan bisikletimle yola çıkıp Karabük’e kadar pedal bastım. Burada Şeker kanyonu eteklerinde kamp kurduk. Ertesi gün sabah Şeker Kanyonu’nu geçerken o büyüleyici atmosfer hafızama kazındı. Kanyonun yüksek kayaları arasında süzülen nehir, insana ne kadar küçük ama bu doğanın ne kadar büyük bir parçası olduğunu hatırlatıyordu.

Ardından Zonguldak Ereğli Kayalıdere Şelaleleri. Adım attığım her yeni köşe, Zonguldak’ın sadece bir maden kenti olmadığını, aksine Batı Karadeniz’in en vahşi ve en zarif doğa harikalarını barındıran saklı bir cennet olduğunu haykırıyordu. Madenler bu coğrafyanın sadece bir parçasıydı. İnsanlığın enerjiye olan ihtiyacının parçası.

İstanbul’a Taşınan Bir Sevda

Takvimler 2006’yı gösterdiğinde hayat beni İstanbul’a taşıdı. Megakentin gürültüsü, kalabalığı ve beton yığınları arasında bile Zonguldak’ın ormanlarının o taze, yosun kokulu havası ve her ne kadar kış aylarında sevmesekte kömürün duman kokusu hep burnumdaydı. Anlatılmadan, hissedilmeden geçilemeyecek kadar özel bir ruha sahip oldu her zaman benim için.

"Zonguldak, sadece taşkömürünün değil; ormanların, şelalelerin, mavinin ve yeşilin en saf halinin hafızasıdır."

Geleceğe Kalan Hayaller

Bugün dönüp arkaya baktığımda, o ilk 1999 yılından bu yana içimdeki keşif ateşinin hiç sönmediğini görüyorum. Bu bağlamda geleceğe dair kurduğum hayallerim var. Umarım bir gün, bu eşsiz coğrafyanın kıymetinin tam anlamıyla bilindiği, doğasıyla ve insanıyla barışık o hayallerim de gerçeğe dönüşür.

Çünkü bu şehir; sadece kömürün karasıyla değil, ormanlarının yeşiliyle, suyunun berraklığıyla ve geçmişten bugüne taşıdığı o asil ruhla anılmayı hak ediyor. Zonguldak’ı Zonguldak yapan aslında bu özelliklerin bir arada oluşturduğu toplamdır.