Köylü gibi yaşamak,
Doğa ile bütünleşmek,
Hatta doğadan biri olmak,
Var oluşa yakın olmak gibi…
Her şeyin farkına varmak,
Karıncadan kargaya, güvercine,
Yerle gökyüzünü birleştirmek,
Aradaki mesafeyi düşüncelerle örmek,
Bu köylü olmak mı?
Yoksa insan olmak mı?
Üretmenin verdiği hazla
Ruhani yükselmek mi?
Ve bu yükseklikte var olmak mı?
Gün içindeki koşturmalardan,
Köyün sessizliğinde,
Durup düşünülen binlerce sorudan birkaçı…
***

Hava, su, toprak,
Mevsimsel dönüşümler,
Ve döngüdeki milyonlarca çeşit canlı.
Bizse dünyanın tek sahibi gibi…
Toplayıcılıkla gelen ilk dönemde,
Mevsimsel göçler,
Göçebe yaşam,
Göçebe yaşamdan üretebilmekle başlayan yerleşik düzenler,
Şehirleşme, teknoloji,
Unutulan ve aktarılamayan değerler,
Hatırlayanlar, fark edenler, bu yaşamda
Yaşamaya çalışan, sıcak yatağımızda gözümüze sokan,
Dünyanın her yerinden influencerlar.
Köyde yaşamak, köylü olmak…
Birçok çocukluğumuzda yaz tatillerinde,
Anneannemin yanına köye yollanırdık.
Anneannem, dedem ve bekâr teyzemle,
Çocuk yaşımda, teknolojiden uzak,
Sadece iş güç, sohbet ve gece hikâyelerinin olduğu günler…
Oysa çok hareketli Yakakent yaz günlerinden,
İş güçten bunalan annem, üç çocuktan birini yollayıverirdi,
Annesine, kız kardeşine.
Deniz, güneş ve tatilin olduğu Yakakent’ten,
Ne hikmetse koşa oynaya giderdik,
Anneannemizin Sinop’taki Ordu köyüne.
Anneanne-dede sevgisi mi?
Yoksa kendi çocuğu kadar seven teyze sevgisi mi?
Akşam anlatılan masallar mı?
Yoksa eli lezzetli anneannemin Gürcü yemekleri mi?
Kuzenler miydi?
Bizi bu izdivaya çekildiğimiz yere,
Güle oynaya getiren neydi?
***

Yakakent’te üç öğün denize girdiğimiz,
Köyde ise
On günde bir kere belki gidiyorduk.
Ama yaz gelsin de gitsek diye heyecanlandığımız,
Annemin abim ile beni sırayla yolladığı ilk köyümüz…
Sinop Ordu köyü,
Annemin çocukluk köyü,
Çocukluk anılarımız,
Günlük görevler,
Köyün çeşmesinden su taşımalar,
Öküz arabaları,
İnekler, sağım,
Anneannemin sütü işlemesi,
Ocak başı yapılagelen aşlar,
Ateşin, külün, bileği kapların,
Yer sofralarında lezzete dönüşmesi,
Uzun gece sohbetleri, hikâyeler, tavan arası fareler,
Evin alt kat arkasında dam,
Ön taraf mutfak ve dedemin marangoz atölyesi,
Üst kat orta salon ve yanlar yatak odası,
Ahır kokusu ve odun kokusu, buram buram…
Binlerce anlatabileceğim köy anılarım,
Çocukluk yaz tatili anılarım…
***

Koku, müzik ve sesler,
Anılarımızın en büyük şahidi,
Gübre kokusu, talaş kokusu, kuş sesleri,
Çocukluğumun anılarının eşlikçisi,
Çiftliğe gittiğim an koku ve sesle,
Vücudumu çember gibi saran,
Çelik-güven halatları,
Annemin, babamın, babaannemin, halamın,
Dedemin, anneannemin, teyzemin…
***

Hiç evde yemek yok,
Bahçede mevsim sonu…
Bir iki biber,
Bir iki patlıcan, domates,
Maydanoz.
Mevsiminde yetiştirdiğim,
Ambarımdan patates, soğan ve sarımsak,
Gelişigüzel doğranıp, ovulup, baharatlanıp,
Zeytinyağı ile kısık ateşte muhteşem yeme dönüşme süreci,
En lüks restoranlarda bile böylesini bulamazsınız…
Bahçeden koparılan pırasaların incecik doğranıp kavrulması,
Börek veya pilava eşlik etmesi,
Pazı ve ıspanakla yapabileceğiniz muhteşem tariflere,
Kümesten yumurtanın eşliği,
Hiçbir sebzeniz olmasa bile doğadan toplayacağınız,
Isırgan, ebegümeci
Çorbaları, börekleri,
Yanına çırpılıveren ayran,
Odun ateşinde demlenen çay…
***

Tüm bunlar yeni nesil için,
Tatil anıları, hafta sonu etkinlikleri,
Köyde şartlar ve hayat,
Çok zor…
***

Bizler şanslı nesilleriz,
Hem köyü hem de şehri yaşayan,
***

Belki de ben burada kalmalı,
Yaşamalı,
Gübre kokusunu,
Kuş seslerini,
Sobanın üstünde pişen yemeği,
Çayı, ayranı,
Gece sohbetlerini,
Misafirlerime ve belki de torunlarıma
Tattırmalı,
Koku ve sesle hafızalarına kayıt ettirmeli,
Yaşamı sürdürülebilir kılmalıyım.