Çakal siyasetçi ve bürokratlara!
Sevmediğim insanı seviyormuş gibi davranamam.
Kusura bakmayın.
Samimiyetine inanmadığım birini de sevemem.
İşimi yaparım, sözüne yer veririm ama fazlası olmaz.
Zaman geldi geçiyor.
Şunun şurasında ne kaldı?
Öyle 50 taklayla yaşamayı alışkanlık haline getirmiş, yalanı - dolanı sermaye yapmış olanlara gerek yok.
Takla atmak isteyen siyasetçi, bürokrat, teknokrat istediği mecrada takla atabilir.
Bu bizi ilgilendirmez.
İyi niyetimiz ve nezaketimiz gücümüz yetmediğinden değil, kendimize ve bizlere güvenen insanlara olan saygımızdan.
Haramı camide aklayanlar!
Geçenlerde; “Faiz yemiyor ama hak yiyor” diye yazmıştık.
“Sen de açık yaz be arkadaş” diye sitem edenler oldu.
Ne ilginçtir ki biri de müdürüne aratıyor.
“Kimmiş bunlar diye”
Dedim ki;
“Patronun olayı anlamış. Seni aratmasının nedeni belli”
Sonra döküldü müdürleri;
“Abi valla bir şey diyemiyoruz da az bile yazmışsın”
Yahu bari şöyle 100- 200 öğrenci okutun.
İyi burslar verin gariban öğrencilere.
Öyle aylık 500 lira falan burs vermekle;
“Öğrenci okutuyorum” havaları atmayın.
Neyse işte!
Paranızı da yemeyi bilin!
Bazıları da kara para aklar gibi.
Vanlı Kara Haydar’dan beter çıktılar.
Bu dünyadan çalıyorlar çocuklarından falan saklıyorlar.
Sonra da camiye koşup haramı aklamaya çalışıyorlar!
Ey yüce mevlam sana havale ediyoruz!
Soygun var!
Türkiye’nin doğalgaza olan bağımlılığının azaltılması adına büyük bir proje olan Karadeniz Doğalgazı’nın tesisleşme aşamasında büyük paralar harcandı.
Geçmişten beri bizzat sahanın içine giren biri olarak bölgede son beş yılda yapılan tüm inşaat ve diğer çalışmaların hepsinin mercek altına alınması görüşündeyim.
Bazı şeyleri öyle tak diye belgelendiremiyorsunuz.
Bence belgeye de gerek yok.
Vicdanlı bir siyasi erk ve bürokratların vicdanlı bir sorgulaması pek çok şeyin ortaya çıkmasını sağlayacaktır.
En basitinden.
Firmalar çalışmalarını tamamlamaya hazırlanırken yığınla ve çalışmayacağı bilindiği halde personel alımı neden?
Artı bölgedeki büyük firmaların bile maaş ödemelerini elden yapma ısrarını neden?
Üç- beş çalışan ve yöneticiyi dinleseniz zaten anlıyorsunuz?
Mesela Filyos’ta zemin sağlamlaştırma çalışmalarının o dönemki maliyetleri incelensin.
Devletin iyi niyet ve zamanla yarışı bazılarının soygun fırsatına dönüşmemeli!
Tabi siz de diyeceksiniz ki;
“Hadi hırsız çalıyor da ev sahibinin hiç mi suçu yok”
Zonguldak Barosu!
Zonguldak baro Başkanlığı seçimini yeniden Türker Kapkaç kazanmış.
“Kazanmış” diyorum!
Çünkü Zonguldak Barosu Zonguldak’ta yaşamayan baro üyelerinden oluşmuş gibi yaşıyor!
Yani varlığı da yokluğu da pek belli değil.
Türker başkana ve ekibine başarılar diliyorum.
Özberk Papila da seçimi kazanabilirdi.
Kazansa aynı şeyi yazardım.
Türker başkan başkanlığındaki geçmiş baro yönetiminin yaptığı en iyi ve doğru şey Zonguldak Barosu için bir bina almak oldu.
Ama onun dışında şehirde yaşanan pek çok olayla ilgili olarak varla yok arası bir baro anlayışı vardı.
“Bizim görev alanımız değil” diyebilirler pek çok konuda.
Doğrudur.
Zonguldak Barosu ülke gündemindeki bazı yargısal meselelerde açıklama yapıyorsa Zonguldak’ta insanların, can, mal, hukuk, sağlık ve diğer bazı konularda güvenliklerini ilgilendiren konularla ilgili de net tavırlar gösterebilmeliydi.
Bu anlamda eski baro başkanlarından Kerem Ertem’in de kulaklarını çınlatalım.
Yeni yönetimi kutluyoruz.
Umarız yeni dönemde bu şehirde yaşananlarla ilgili de sesleri çıkar.
Aptalca savunmalar!
Dilbilimci ve filozof Noam Chomsky demiş ki;
“Toplumun genelinin neler
döndüğünden haberi yoktur,
hatta haberi olmadığından dahi
haberi yoktur”
Aynen böyle ülkenin hali.
Zonguldak’ın hali.
Neler döndüğünden bihaber yaşıyoruz.
Olanların bir kısmı ortaya çıkınca da aptalca bir kafa ile ‘senin partin benim partim’ diyerek ya aşırı korumaya geçiyoruz, ya da tek taraflı bakmaya zorluyoruz kendimizi!
Sahtekarlık en büyük sermayemiz olmuş.
Halkın gündemi ekmek!
Ülkede gerçekçi ve suni gündemler havada uçuyor.
Bu gündemlerin çoğuna toplumun vereceği fazla tepki kalmadı artık.
Ülkemizin ve şehrimizin birinci gündemi artan yoksulluk.
Daralan ekonomi.
İş insanlarının, esnafın, emeklinin, işçinin, özel sektör çalışanlarının, işsizlerin, emeklinin ve çaresiz kalan anne babaların gündemi ekonomi.
Ulusal ekonomiden kaynaklı sorunlar bir yandan, yerel ekonomiden kaynaklı sorunlar diğer taraftan vatandaşın sırtına yük bindiriyor.
Fuhuş patlıyor.
Kumar patladı.
Aile içi şiddet, toplumsal şiddet, çocuklara yönelik şiddet ve daha fazlası olaylarda patlama var.
Herkes topu Ankara’ya atıyor.
Yerel düzeydeki tembel aktörlerimizin umurunda değil bazı şeyler.
İşletmeler işçi çıkarıyor.
Pazarlarda atık malzemelerde yemeklik malzeme ayıranların sayısı artıyor.
Öyle dramatik tablolarla karşı karşıya kalıyoruz ki!
Yani Zonguldak ölçeğinde bu kadar berbat olmamalıydık!
Artan araç sayısı ve ellerdeki akıllı telefonlar eşit bir zenginleşme belirtisi olarak kabul edilecekse o zaman konuşmaya gerek yok!
Kantarcı nereye!
Çaycuma Belediye Başkanı Bülent Kantarcı’nın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Ahlak” sözünü paylaşımı; “Kantarcı Ak Parti’ye mi geçiyor” ihtimalinin güçlenmesi olarak yorumlanmış bazı çevrelerde.
Hayır.
Orada tam tersi bir durum var.
Kantarcı babadan her ne kadar kökeni Adalet Partili olsa da Ak Parti’ye asla sıcak bakmayan bir siyasetçi.
Kaldı ki, Ak Parti’ye geçme ihtimali varsa da bu paylaşımdan sonra o ihtimal ortadan kalkmıştır!
Milletvekili Ahmet Çolakoğlu da zaten Kantarcı’nın Ak Parti’ye geçmesini pek istemez diye düşünüyorum.
Yanlış mı düşünüyorum!
Dayaklık!
Başlık kötü değil mi?
Yani bize yakışmıyor.
Ama toplum dili maalesef bunu mecbur bırakıyor.
Yıllardan beri şehrin her konuda menfaati, ortak akıl, hizmet aklı ve daha fazlası için yazan bir kardeşinizim.
Geçen yıllara bakıyoruz.
Ve bu şehri gerçekten seven ve çalışan isimler ile talan edenler aynı Mecburiyet Caddesi’nde dolaşıyor.
Şu şehir son 25- 30 yılda öyle güzel fırsatlar yakaladı ki ama kimi zaman politik inatlaşmaya, kimi zaman egolara kimi zamanda sahipsizliğe yenildi.
Geride kalan yılları gözden geçirince bu şehre yapılan ihanetleri kabul edemiyorum.
Ağzımı da kalbimi de bozasım geliyor.
Yani bunların bazıları var ki; “Dayaklık”.
Bunların ergen ergen işlerinden bıktık.
Yani başka şekilde ifade etmeye çalışmaya gerek yok.
Öyle değil mi Enes Hocam!