Kaygılı Anne Babalar ve Kaygılı Çocuklar
Çocuklarımız için en iyisini isterken, onları koruyup kollarken onlara neyi öğretiyoruz? Cesareti mi, mücadeleciliği mi, yılmazlığı mı yoksa korkmayı mı?
Çocuğumuz düştüğünde ondan önce biz telaşlanıyoruz. Ağladığında ondan çok biz üzülüyoruz. Bir sorun yaşadığında hemen çözmek için harekete geçiyoruz. Peki ya bütün bunları yaparken ona farkında olmadan şu mesajı veriyorsak: "Sen tek başına baş edemezsin."
Çocuklarımızı korumak istiyoruz; ama bazen onları hayatın zorluklarından sakınırken, hayatla baş edebileceklerine dair özgüvenlerini,inançlarını da zayıflatıyoruz. Çünkü bir çocuk dünyayı önce anne ve babasının gözlerinden tanır. Hayatın güvenli mi yoksa tehlikeli mi olduğunu henüz bilmez; ancak bizim yüzümüzü okur, sesimizi dinler, telaşımızı hisseder ve korkumuzu öğrenir. Çocuklar yalnızca davranışlarımızı değil, hayata bakışımızı da benimser.
En İyisini İsterken...
Bugünün anne babaları çocukları için her şeyin en iyisini istiyor: En iyi okul, en iyi öğretmen, en iyi arkadaş, en iyi gelecek...
Ancak bu “en iyisini yapma” çabası, bir süre sonra çocuğun omuzlarında görünmez bir baskıya dönüşüyor.
Çocuk; başarılı olmalı ama hiç hata yapmamalı, özgüvenli olmalı ama yanlış karar vermemeli, özgür olmalı ama sürekli kontrol edilmeli, hayatı öğrenmeli ama hayatın riskleriyle asla karşılaşmamalıdır.
Bütün bunların sonucunda çocuk şu örtülü mesajı alıyor: "Hayat tehlikeli. Annem babam beni korumazsa başıma kötü bir şey gelebilir."
Sonrasında ise neden sürekli onay beklediğini, neden küçük bir başarısızlıkta yıkıldığını ve neden kendi sorunlarını çözemediğini sorguluyoruz. Oysa önce kendimize şu dürüst soruyu sormalıyız: Çocuğuma hayatla baş edebileceğini mi öğretiyorum, yoksa hayatın onun baş edemeyeceği kadar tehlikeli olduğunu mu?
Sevgi mi, Kontrol mü?
Kaygılı bir ebeveynin temel sorunu sevgisizlik değildir; aksine, çoğu zaman abartılı sevgi ile kaygının birbirine karışmasıdır. Ebeveyn endişelendikçe kontrolü artırır: Çantasını hazırlar, arkadaşlarını seçer, sorunlarını çözer, öğretmeniyle onun adına konuşur. Çocuğun vermesi gereken kararları üstlenir, göğüslemesi gereken mücadeleyi onun yerine göğüsler.
Niyet kuşkusuz çocuğu korumaktır; fakat sonuç, bireyselleşememiş, çekingen ve kırılgan bir çocuk profili üretmektir. Çünkü bir çocuğun yalnızca korunmaya değil, kendi başına başarabildiğini görmeye ve deneyimlemeye de ihtiyacı vardır.
Her Gözyaşı Felaket Değildir
Çocuk düşebilir,yaralanabilir, okulun ilk günlerinde ağlayabilir, bir arkadaşıyla çatışma da yaşayabilir.
Öğretmeni tarafından uyarılabilir,ceza ya da düşük not alabilir. Bunların her biri,eğitim öğretim süreçlerinde, insan olma ve büyüme yolculuğunun kaçınılmaz birer deneyimidir. Fakat ebeveyn kaygısı, küçük bir olayı büyüterek bir felaket senaryosuna dönüştürebilir.
Çocuk ağlar; “Acaba okulda ona kötü mü davrandılar?”
Arkadaşıyla ufak bir sorun yaşar; “Ya bu durum onu kalıcı olarak olumsuz etkilerse?”
Düşük not alır; “Ya geleceği tamamen kararırsa?”
Kaygı, henüz gerçekleşmemiş ihtimalleri bugünün acı gerçeği gibi yaşatır.
Elbette çocuklarımız için kaygılanmakta haklı olduğumuz zeminler var; akran zorbalığı, dijital dünyanın riskleri, sınav baskısı ve ekonomik belirsizlikler görmezden gelinemeyecek gerçeklerdir. Fakat burada ince ama hayati bir çizgi bulunur: Çocuğu tehlikelere hazırlamak başka bir şeydir, ona sürekli tehlike altında olduğunu hissettirmek bambaşka bir şeydir.
Çocuk Zorluklarla Büyür
Çocuk üzülür, hasta olur, canı yanar, kaybeder, bekler, reddedilir ve hayal kırıklığı yaşar. Bunlar çocuğun hayatında hiç olmaması gereken trajediler değil, doğru rehberlikle baş etme becerisi kazanacağı gelişimsel duraklardır. Çünkü çocuk, küçük ölçekli zorluklarla baş etmeyi öğrendikçe psikolojik dayanıklılığını (yılmazlığını) inşa eder.
Bu nedenle, çocuğun her sorununu anında çözmek ona yardım etmek demek değildir. Bazen onun yerine mücadele etmek, kendi gücünü ve potansiyelini keşfetmesine engel olmaktır. İyi ebeveynlik, çocuğun önündeki bütün engelleri temizlemek değil; çocuk engellerle karşılaştığında o engeli aşabilecek gücü kendi içinde bulmasına rehberlik etmektir.
Veli Bugünü, Öğretmen Yarını Görebilmeli
Özellikle okul öncesi ve ilkokul yıllarında çocuk, ailesinden duygusal olarak ayrılmayı, kendi sosyal çevresini kurmayı ve akran ilişkilerini yönetmeyi öğrenir. Öğretmen bu süreçte en güvenli rehberdir.
Bazen çocuğun ağlamasına rağmen anne babanın sınıfa girmesine izin vermemek sevgisizlik değil, çocuğun bağımsızlaşmasına alan açmaktır. Bazen küçük bir krizi hemen sahiplenmemek ilgisizlik değil, bireyin kendi çözüm mekanizmalarını çalıştırmasına fırsat vermektir.
Velinin gözü bugünün gözyaşındayken, öğretmenin gözü çocuğun yarınki karakter inşasındadır.
Kendi Kaygılarımızı Yönetebilmek
Yeni bir eğitim-öğretim yılı başlarken velilere, öğretmenlere ve eğitim kurumu yöneticilerine farklı bir bakış açısı kazandırmak, bildikleri konuları hatırlatmak için aynı minvalde yazılar yazmaya çalıştım.
Dört haftadır farklı başlıklar altında aslında aynı sorunun çevresinde dolaştık:
WhatsApp mahkemeleri…
Öğretmenin sistematik biçimde itibarsızlaştırılması…
Çocuğun omuzundaki ebeveyn yükü…
Kaygılı anne babalar ve kaygılı çocuklar…
Bu dört yazıda dikkat çekmeye çalıştığım problemlerin çoğunluğu kaygı ve kontrol ihtiyacından doğmaktadır.
Belki de artık çocuklarımız için endişelenmeden önce, kendi korkularımızı yönetmeyi öğrenmeliyiz. Çocuklarımızın önündeki bütün yolları pürüzsüz hale getirmek zorunda değiliz; onlara yürümeyi, düştüklerinde ise kendi başlarına ayağa kalkmayı öğretmeliyiz.
Çünkü güçlü çocuklar; hiç korkmayanlar değil, korktuklarında, endişelendiklerinde bile mücadele etmeye devam eden, yolculuklarından vazgeçmeyen çocuklardır. Güçlü anne babalar da hiç kaygılanmayanlar değil, kaygılarına rağmen çocuklarının kendi ayakları üstünde durmasına alan açabilenlerdir.
Unutmayalım; çocuklarımızın kusursuz ebeveynlere değil, kendine ve evladının hayatla baş edebileceğine yürekten inanan yetişkinlere ihtiyacı vardır. Onlara bırakabileceğimiz en kıymetli miras şudur:
“Ben her zaman yanında olamayabilirim; ama karşına çıkacak engelleri aşacağına ve hayatın zorluklarıyla baş edebileceğine inancım tamdır.”