Zorunlu eğitim değil, sorumlu eğitim!
Siverek’te ve Kahramanmaraş’ta yaşanan acı olaylar, yalnızca birer haber değildir; her biri bir ailenin yüreğine düşen ateş, sınıfların içinde yarım kalan bir gelecek ve bir milletin yüreklerini yakan derin bir hüzündür.
Hayatını kaybeden sevgili öğrencilerimizi rahmetle anıyor, öğrencilerini korumak uğruna kendisini siper ederek şehadet şerbetini içen kıymetli Ayla öğretmenimize Allah’tan rahmet diliyorum. Geride kalan ailelerine, yakınlarına ve tüm eğitim camiasına sabır, metanet ve başsağlığı temenni ediyorum.
Bu acılar bize bir kez daha şunu göstermiştir: Eğitim sadece zorunlu bir süreç değil, aynı zamanda büyük bir sorumluluk alanıdır.
Bugün asıl soruyu cesurca sormak zorundayız: Okullar gerçekten sadece “ders verilen yerler” mi, yoksa insanın inşa edildiği en önemli mekânlar mı?
Okul, dört duvar arasına sıkışmış bir bilgi aktarım merkezi değildir. Orası aynı zamanda karakterin, vicdanın, merhametin ve sorumluluk bilincinin şekillendiği yerdir. Eğer bu yön ihmal edilirse, bilgi tek başına insanı doğru bir yere taşımaya yetmez.
Matematik, fen, tarih, yabancı dil elbette önemlidir. Ancak vicdan olmadan, merhamet olmadan, ahlak olmadan bu bilgiler insanı inşa etmez; bazen tam tersine yanlış ellerde zarara da dönüşebilir.
Eğitim sisteminin en temel problemlerinden biri bilgili bireyler yetiştirmeye çalışırken insan yetiştirme konusunda eksik kalmaktır.
Öğretmenler, bir ülkenin en kıymetli emanetçileridir. Onların güven içinde olmadığı bir okul ortamı, sağlıklı bir gelecek üretmez.
Öğrencinin de öğretmenin de kendini güvende hissetmediği bir sistem, eğitim değil; sadece bir zorunluluk haline gelir.
Burada mesele yalnızca bireysel değil, aynı zamanda sistemseldir. Rehberlik mekanizmaları güçlendirilmeli, öğrencilerin psikolojik ve sosyal dünyası daha yakından takip edilmelidir.
Eğitim yalnızca akademik başarıya indirgenmemeli; aynı zamanda güvenli ve koruyucu bir yapı üzerine inşa edilmelidir.
Okullarda güvenlik tedbirleri güçlendirilmeli, öğretmene yönelik saygıyı zedeleyen, küçümseyici, fiziksel veya psikolojik şiddet içeren davranışlara karşı net ve caydırıcı önlemler alınmalıdır.
Unutulmamalıdır ki öğretmenin güvende olmadığı bir eğitim ortamında, sağlıklı bir eğitim sürecinden söz etmek mümkün değildir.
Şiddete yönelen çocuklar, akran zorbalığı yapanlar, vandallık ve benzeri davranışlara sürüklenen gençler de bu eğitim sisteminin içinden çıkmaktadır. Bu durum bize şunu göstermektedir: Sorun sadece bireylerde değil, sistemin içinde de ciddi boşluklar vardır.
Eğer aynı eğitim sürecinden hem merhametli bireyler hem de şiddete yönelen gençler çıkıyorsa, burada üzerinde düşünülmesi gereken yapısal eksiklikler vardır. Dolayısıyla meseleyi sadece sonuçlar üzerinden değil, nedenler üzerinden ele almak ve daha güçlü çözümler üretmek zorundayız.
Asıl mesele, eğitimin “zorunluluk” değil “sorumluluk” bilinciyle yeniden ele alınmasıdır. Çünkü zorunluluk dıştan bir baskıdır; sorumluluk ise içten gelen bir bilinçtir.
Çocuklara sadece ders anlatmak yetmez. Onlara aynı zamanda insan olmayı öğretmek gerekir. Sevgi, saygı, merhamet, empati ve sorumluluk gibi değerler yalnızca teoride değil, hayatın içinde öğretilmelidir. Hayırlı insan olma bilinci, insanlara faydalı olma anlayışı ve merhamet temelli bir eğitim sistemi merkeze alınmalı; eğitim, sadece bilgi değil aynı zamanda ahlak ve vicdan inşa eden bir yapıya dönüşmelidir.
İyiliği görünür kılmak ve kötülüğe karşı toplumsal duyarlılığı artırmak, eğitim sisteminin temel hedeflerinden biri olmalıdır. Bu anlayış, dinimizin de özünde yer alan “emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker” ilkesinin bir yansımasıdır: iyiliği teşvik etmek ve kötülüğe engel olmak.
Bugün çocuklara sıkça “Kaç puan aldın?” sorusu soruluyor. Oysa belki de daha önemli sorular şunlardır:
“Bugün kaç insana iyilik yaptın?”
“Kaç kalbe dokundun?”
“Kaç yanlış davranışı fark edip düzeltmeye çalıştın?”
Bu sorulara verilecek olumlu cevaplar alınan yüksek notlar kadar değildir.
Başarı ölçüsü sadece notlardaki yükseklik değil davranışlardaki güzellikler olmalıdır.
Eğitimde asıl ölçü değişmedikçe, gerçek dönüşüm de gerçekleşmeyecektir.
Öğrenci için ‘nasıl olursa olsun bitsin’, öğretmen için ise ‘mesai dolsun da gerisi önemli değil’ anlayışına dönüşen bir sistem, eğitimi amacından uzaklaştırır ve onu sadece formaliteyle doldurulan bir sürece indirger. İşte bu nedenle mesele zorunluluk değil, sorumluluk meselesidir.
Yaşanan bu elim hadiselerden ders çıkarma ve çözüm üretme yerine, süreci istismar ederek sadece istifa çağrılarıyla gündem oluşturmak son derece yanlıştır. Bugün acılar üzerinden siyasi ya da ideolojik çıkar devşirme günü değil; aksine gözyaşlarını silme, yaraları sarma ve yeni acıların yaşanmaması için sorumluluk alma günüdür.
Çocuklarımıza kahramanlığı da yeniden doğru öğretmek zorundayız. Kahramanlık; güç göstermek, üstünlük kurmak ya da başkalarını yenmek değildir. Kahramanlık; iyiliği büyütmek, merhameti korumak ve insanlara faydalı olabilmektir.
Zorunlu eğitim tartışmaları da bu noktada yeniden düşünülmelidir. Her çocuğun aynı kalıba sokulduğu bir sistem yerine, farklı yetenekleri erken fark eden ve yönlendiren bir eğitim anlayışı daha adil ve daha insani olacaktır.
Her öğrenci aynı alanda başarılı olamaz. Kimi akademik alanda güçlüdür, kimi ise mesleki becerilerde. Önemli olan herkesi aynı yere zorlamak değil, her bireyin kendi potansiyelini doğru şekilde ortaya çıkarabilmektir.
Sonuç olarak, bir toplumun geleceği sadece bilgiyle değil; sorumluluk bilinciyle, ahlakla ve merhametle şekillenir. Gerçek eğitim, sadece “öğreten” değil, “insan yetiştiren” eğitimdir.