Fotoğraf 1996 yılına ait Dönemin Zonguldak Milletvekili sevilen siyasetçi Veysel Atasoy, ANAP’lı yöneticilerden Selahattin Gülay ve gazeteci Muzaffer Akgün ile bir arada.
Eldeki Refahmatik deterjanı ise sonraki yıllarda tartışmaları hiç bitmeyecek, Refah Partisi ve Doğru Yol Partisi koalisyonunu saf dışı bırakmaya çalışan ANAP’ın kampanya çalışması.
Yazar Hasan Cemal 25 Kasım 1988 tarihli yazısında o kampanya ve sonraki yıllardaki tartışmaları öyle yorumluyor.

Yılmaz'ın Çiller'i Yüce Divan'dan kurtarması siyaset kulisinde tartışmaya yol açmış: "Kim daha matik?" tartışması... Refah iki yıl önce Çiller'i mal varlığı konusunda Yüce Divan'dan kurtardığı zaman ANAP gecekondularda "Refahmatik" marka deterjan dağıtmış. Şimdi soruluyor: Kim daha matik? Refahmatik mi, Anapmatik mi?

       ANAP lideri Yılmaz'ın DYP lideri Çiller'i Yüce Divan'dan kurtarması başkentin politika kulisinde ilginç bir tartışmaya yol açmış durumda:
     �Kim daha matik tartışması...
       Refah mı?
       ANAP mı?
       Ya da:
       Refahmatik mi?
       Anapmatik mi?
       Tartışmanın kaynağı şu:
       Çiller'i iki yıl önce Yüce Divan'a gitmekten Refah ve Erbakan kurtarmıştı. Hoca buna karşılık Başbakanlık koltuğunu ele geçirmişti. Çiller'in mal varlığıyla ilgili olarak 7'ye karşı 8 oyla hesap vermekten kurtulması üzerine ANAP o tarihlerde bir kampanya başlatmıştı. Gecekondu bölgelerinde Refah deterjanı dağıtmıştı.
       Marka ilginçti:
     �Refahmatik!
       Deterjan kutusunun üstündeki yazılara gelince: "Yüzde 5 sabun tozu... Yüzde 45 üfürükçü hoca nefesi... Yüzde 5 rantiyeci parmağı... Yüzde 35 bakanlık beklentisi... Yüzde 5 ihale kapma..."
       Arka yüzünde deterjan şöyle reklam edilmişti: "Siyasetten çıkmış ak kaşık temizliği... Yetim hakkı yedim diye üzülmeyin. İhale pislikleri canınızı sıkmasın. Zimmet, irtikap, yolsuzluk yüzünden hayıflanmayın! Çözüm, 7 X 8 çifte etkili Refahmatik..."
       İşte şimdi bu Refahmatik deterjanları ANAP'a geri postalanıyor. Refahyol döneminde Çiller'i aklayan Mal Varlığı Komisyonu'nun Başkanı Fazilet Partili Naci Terzi dün parlamentoda düzenlediği basın toplantısında bunu açıkladı.

       Siyasi inandırıcılık...
       Siyasi ahlak...
       Siyasi güvenilirlik...
       Siyasi ciddiyet, tutarlılık...
       Hangi pencereyi istersiniz?
       Dün kara dediğine bugün ak diyenlere hangi pencereden bakarsanız bakın, gördükleriniz hiç kuşkusuz iç açıcı değildir. Durum, temiz politika adına gerçekten kasvet verici...
       Siyaset kurumunun kendi kendine, kendi iç işleyişiyle bu kirlenmeyi nasıl temizleyeceği doğrusu her geçen gün büyüyen ve tedirginlik yaratan bir soru işareti...
       İsmet Berkan'ın dünkü yazısında dediği gibi sözün bittiği, sözün hükmünü yitirdiği bir yerdeyiz sanki.
       Mesut Yılmaz'ın, ANAP'lı yetkililerin son birkaç yıldır Tansu Çiller hakkında söyledikleri önümde. Çiller Ailesi hakkında söylenmedik hiçbir şey kalmamış.
       Aile'nin mal varlığı...
       Vergi borçları...
       Siyasi ahlakı...
       Her şeyi yerden yere vurulmuş.

       Yılmaz demiş ki:
       "Mal varlığı konusunda Çiller bir yalancı... Hükümet ortağı Erbakan'la aynanın karşısına geçip çirkin cadıyı oynuyor. Çiller Hanım mal varlığının, örtülünün, çetelerin hesabını verdi mi? Çiller, hesap soracak değil, hesap verecek yerde..."
       Şu sözler Yılmaz'ın:
       "Kamu vicdanında asıl cevap aranması gereken soru, bir Başbakan'ın memleketin dövizini dışarıya niye taşıdığıdır. Ekonomik kurtuluş savaşı için Güneydoğu'ya yatırım çağrısı yapan Başbakan, eğer kendi yatırımlarını kendi ülkesinde değil de yurt dışında yapıyorsa, elbette ki samimiyeti sorgulanacak."
       Aynı konuda Yılmaz demiş ki:
       "Olayın bir kanuni yönü var. Elbette araştırılacak. Ama benim asıl dikkat çekmek istediğim siyasi yönüdür. Bunu bir siyasi ahlak sorunu olarak kamuoyunun önüne getiriyorum."
       Yılmaz şöyle seslenmiş ANAP'lılara:
       "Yalan söyleyenlerle ortaklık kurmamı ister misiniz? Ben istemem."
       Daha çok örnekler var.
       Ama uzatmak yersiz.
       Görünen köy kılavuz istemez. ANAP lideri Yılmaz, daha düne kadar bütün politikasını Tansu Çiller'i Yüce Divan'a göndermek üzerine kurmuştu.
       Bugün değişti.
       Çiller'i akladı.
       Çiller de onu...
       Taraflar dün kara dediklerine bugün ak dediler.

       Şimdi soru:
       Bu tablodan istikrar çıkar mı?
       Güçlü hükümet çıkar mı?
       Siyasetin yapıldığı zemin çok kirlendi. Bu zeminde istikrar arayışına çıkmak, bu zeminden güçlü hükümetler ummak, gerçekçi bir beklenti değil. En iyisi en kısa zamanda sandık başı yapmak, seçmenin sağduyusuna sığınmak... Yetmezse, bir daha seçim yapmak.
       Yazımı bir soruyla noktalamak istiyorum. Sorum, Yılmaz'la birlikte Çiller'i aklayan DSP liderine:
     �Politikada kir temizlenmeden, beyaz sayfa nasıl açılır Sayın Ecevit, söyler misiniz?