Yakakent = Karadeniz = Balık
Karadeniz sahilindeki tüm kasabalarda yetişen
ben ve benden önceki çocukların
ortak anısı; “bol bereketli balık avlama”.
Gece yarısı dönülen balık avından mahalleye dağıtılan balıklar.
İmece usulü tuzlanan hamsiler, palamutlar,
bahar otları ile pişirilen sebzeli tuzlu balıklar…
***
Eşim çocuklarımıza anlatırken çocuklarımızın isyanıdır;
-ama siz hep bol balıklı denizde avlanmışsınız.
Babamız daha da ileri gider, biraz şımarır hatta;
-fazla balığı denize geri bırakıyorduk, der.
Nerede o balıklar artık…
Palamut tam çingeneden dönüyor, bir iki büyüyor derken kayboluyor,
biz torik ızgara yapardık.
-balık tezgâhında torik gören var mı?
Hamsi çıkıyor, kayboluyor.
Önceden haftada bir mutlaka yapıyorduk, artık ayda bir belki.
Ton balıklarıyla avunur olduk Karadeniz’de…
***
Rahmetli annemin babası, dedem marangoz ustaydı.
Bir köy evini temelden yapar, kiremitten çıkardı.
Yaz tatillerinde sıra ile köye yollanıyor,
en az bir ayımız köyde geçiyordu.
Ahırın hemen yanındaki marangozhaneden hiç çıkmıyor,
çam ve gübre kokusu birbirine karışıyor,
hafızamıza kazınıyordu.
Ahşaba, yapılara hâlâ çok ilgi duyuyorum.
Hayvancılık merakım ortada.
Bu usta evde büyüyen annem de el almıştı babasından.
Gelin geldiği iki katlı ahşap evi babamdan çok onarıyor,
gerekirse harç bile karıyordu.
Yaşam odamızda yer ocağının iki tarafında olan dolaplardan
biri yüklük dolabı, diğeri banyo dolabı idi.
Annem yer ocağını iptal etmiş,
içine masa koymuş, bacayı aspiratöre dönüştürmüştü.
Yandaki banyo dolabını da doldurmuş,
mutfak tezgâhına ve üstünü de raflara dönüştürmüş,
kendisi makinede bir güzel de perdeler dikmişti bu alana.
Odanın ortasında kömür sobası,
cam kenarında kerevit,
kerevitin önünde yemek masası,
biraz ileride divan, kanepe,
karşısında televizyon büfesi; yaşam alanımız.
***
Annem ihtiyaca göre yapıyor, bozuyor,
bozulanı onarıyor, yeniden yapıyordu.
Bana en ilginç geleni de mangal benzeri mantız yapması idi.
Mantız diyorduk biz, bize söylenen.
Metal bakraçtan yapılıyordu.
Babam yeni bir bakraç kovayı demirciye getiriyor,
alttan küçük bir kapaklı havalandırma yaptırıyor,
anneme veriyordu.
Annem sadece çimentodan harç yapıyor,
kiremit parçaları alıyor,
bakracın içini yarıya kadar araya kiremit parçaları koyarak
kenarlarını sıvıyor,
yarıya ızgara koyuyor, ızgaranın üstünden
kenar örmeye devam ediyor,
en üst kenarı güzelce sıva ile düzlüyor,
kurutmaya bırakıyordu.
Yılda bir veya iki mantız yeniliyorduk.
Neydi mantız, ne işe yarardı?
Annem bu mantızı ocak içine yaptığı tezgâhta dörtlü ocağın yanına
eski tepsiyi koyuyor, içine de mantızı koyuyor.
Sobadan köz alıyor, mantıza koyuyor, yemek pişiriyor,
sobadan köz alıyoruz, mantıza koyuyor;
üstünde bazen yuvarlak ızgara ile balık ızgara yapıyorduk.
Akşamdan suya konmuş tuzlu palamutları
sabah kahvaltısına ızgara yapıyorduk mantızda.
Bahçeden taze topladığımız maydanozlar limonlanıyor,
yanına patates kızartıyor, domates, salatalık,
ekmek, çay; nefis bir kahvaltı yapıyorduk,
özellikle hafta sonları.
Bütün koku bacadan dağılıp gidiyordu.
Balık ve mantız hikâyesi anılarda hep birlikte idi.
Rahmetli Tuncay amcam bekârdı ve bizimle yaşıyordu.
Geç vakit izmarit balığı bulur gelir,
onu yıkamadan ve ayıklamadan
sobadan köz alır, mantıza koyar,
ızgara yapardı.
Biz yeni uyumuşuz, evde balık ızgara kokusuna uyanır,
yarı uyanık onu yer, uykuya devam ederdik.
En tazesi, en tuzlusu, sebzeli gömmesi, tuzlu palamut ızgarası…
Her öğün yiyebilir,
hatta akşamdan artmış tavada kızarmış balığı
kahvaltıda bile yiyebilirdik.
***
Geçen gün uzun bir aradan sonra hamsili pilav yapmaya niyetlendim.
Gazipaşa’da anıtın oradayım.
Onlara da bir türlü yer bulunamadı.
Orada müşteriler, çocuklar trafikten tehlikedeler diye tepkiliyim.
Çok almıyorum oradan ama gözüm hamsiye takıldı.
Aklımda hamsili pilav.
Ayaklarım niyetlendi, gitti geldi;
-aman dedim, dünyada düzeni sen mi kuracaksın?
Al şuradan 1 kg hamsi…
Geçtim tezgâh tarafına, bir tezgahta küçük 150 TL,
yan tezgahta biraz iri 200 TL.
Kılçıklarını çıkaracağım, iri olsun dedim.
Ama çok da hoşuma gitmedi görüntüsü.
Ben parayı öderken o hemen tartıyı elime tutuşturdu.
Şeffaf poşette şöyle bir baktım; hamsiler incecik.
Öndekilerle alakası yok sanki yan tezgahtan.
-oldu mu şimdi, dedim.
-ben yandan almadım, iri alayım diye parasına da bakmadım.
O benden haklı bir güzel söylendi bana.
-neyse dedim, kısmetim buymuş.
Bir daha almam senden, olur biter.
Yol boyu söylene söylene manava uğradım, yeşillikler aldım,
geldim ofise.
Ayıklayıp kılçık çıkarırken daha da söylendim.
Bastım tuzlu suya.
İçini hazırladım, onlar biraz tuzlu suda adam oldular sanki.
Küçük yuvarlak borcama dizdim bir güzel.
Akşam uykuya alınmış 200 derecedeki
taş taban kara fırınımıza götürdüm.
Cam bu şimdi, kırılmasın dedim.
Altına tatlı tepsisi koydum.
Kürekle fırının en arkasına saldım.
Mutfağa döndüm, yeşilliklerden salata yaptım yanına.
Mısır ekmeği, hamsili pilav, salata; menü ofiste o akşam.
O sırada eşim geldi.
-olmuştur, ben çıkarayım fırından dedi.
10 dakika sonra merdivenlerde bir şangırdama.
Bizim hamsili pilav yerlerde.
Avazımız çıktığı kadar güldük.
-1 kg hamsiye bu kadar söylenirsen,
balıkçıların tezgâhlarına da karışırsan olacağı bu, dedim.
Neymi yedik; ton balığı, bol salata, mısır ekmeği, acuka.
Birkaç gün etkisinden kurtulamadım.
Geçen gün yine Gazipaşa’ya doğru yöneldim.
Bir baktım, Seval Market’in karşısında balıkçı tezgâhı kurulmuş.
Gittim hemen yanına.
-oh be, dedim, çok şükür yerinizi buldunuz.
Hoş geldiniz, hayırlı olsun.
Fiyatını bile sormadım.
-siftahım olsun, dedim.
Parasını ödedim, biraz piyasa dertleşmesi yaptık.
Dönüşte alırım dedim.
Caddeye gittim.
Eski yerlerinde kocaman bir pankart:
“Balıkçı tezgâhları Seval Market’in karşısında”
Dönüşte balığım ayıklanmıştı, teşekkür ettim.
Yol boyu elimdekileri soranlara gösterip, tezgâha yönlendirdim.
Akşam tatlı tepsisine yağlı kâğıt, üstüne soğan halkaları,
balıklar ve üstüne biraz yağ ve limon döşedim.
Kara fırının en dibine kürekle saldım.
O sırada salatamızı yaptım.
Eşim;
-ben balığı alayım, dedi.
-aman ha, sakın; sen bize lazımsın, ben alırım, dedim.
Biz bütün aile, çocuklarım da dâhil, kara fırın küreğini kullanmayı seviyoruz.
Kürekle en dipte nar gibi kızarmış tepsiyi çıkarttım.
Biz güzel güzel, afiyetle yedik.
Balıkçılar ermiş muradına, biz çıkalım kerevitine.