Çocukluğumdan kalma mı?
Yoksa genetik yapım mı?
Bilemedim.
Eski eşyalara, ikinci el değerli eşyalara, dönüşümlere ilgim çok yüksek.
Bizden büyük kuzenlerimizin kıyafetleri ile büyüdük.
Hatta kendi aramızda düğün dernek,
önemli yerlere giderken yine birbirimizin dolabındaydık.
Mahallede lazım olan tepsi, çömlek, halamın Almanya’dan getirdiği robotlar
ihtiyaç durumuna göre bütün mahalleyi dolaşırdı.
En güzel, en unutamadığım dönüşüm;
ders kitapları idi.
Bir önceki büyüklerimizin ders kitaplarını alırdık.
Mahallede övülürdü;
_ çok güzel kullanmış kitaplarını, hiçbir yerinde yırtık yok!
Emanet aldığımız kitabı, emanette vereceğimiz için çok iyi kullanırdık.
İkinci, üçüncü elde olsa hep yeni muamelesi görürdü elimizde.
Kabını söker, yeni kapla kaplar,
kendi etiketimizi takardık.
Hatta kâğıt kaplığının üstüne naylon şeker poşeti alır, ikinci kapla kaplardık.
Tüm bu anılar bir eşyayı bende hiçbir zaman eski kılmadı.
İhtiyaç, hobi, kullanılabilir, tamir edilebilir,
dönüştürülebilir, biriktirilebilir, koleksiyon yapılabilir kıldı.
Pul biriktirdik.
Peçete biriktirdik.
Eski para biriktirdik.
Fasikül biriktirdik, cilt cilt ansiklopedi bastırdık.
Bu yaşanmışlık alışkanlıklar günün sonunda beğendiğim,
ilgi duyduğum eşyalara karşı hobi oluşturdu bende.
Eski Fransız oyma koltuklar, yatak odaları, yemek odaları,
drasuarlar,
karşılama masaları, oyma aynalar, şifonyerler, komodinler,
yemek tabakları, sütlükler,
güğümler, çanlar, danteller,
Isparta, Bünyan, İran halıları…
Hoşuma giden, beni eskiye götüren,
yenilenebilir, dönüşen, düşündüren ne varsa
öz sermayemle aldım, biriktirdim.
Neslinin tükendiği özel, durdukça değerlenecek mirasları
aldım, aldım, aldım.
Artık bana bırakılan depoya sığmayıncaya kadar.
Niyet ettim, niyetim askıya alındı.
Yeni niyetler, yeni hayaller kuruyorum günün sonunda.
Uzun süredir alamıyorum.
Depom dolu, sermayem de kalmadı.
***
Sosyal medyada bir şeyi beğenmiş ya da uzun süre incelemişseniz,
uzun bir süre benzer paylaşımlar önünüze geliyor.
Bunun artık herkes farkında.
Artık bu duruma alıştık.
Yeni bir durum; konuştuklarınız,
hatta düşündükleriniz önünüze düşmeye başladı.
Kar, kış, soğuk… Hepimiz ısınma, ulaşım konuşuyoruz.
Pat! Sosyal medyada sobalar.
Onlar da ne zaman ne paylaşacaklarını biliyorlar.
Yine böyle bir sohbetteyiz;
eski ısınma yöntemlerini, kuzine sobaları konuşuyoruz.
Instagram’da döküm bir soba düştü önüme, ikinci el!
Döküm ve fırınlı, fiyatı oldukça uygun, bir güzel inceledim.
Tak! “Hakkında bilgi alabilir miyim?” mesajını ilettim.
Hemen bir cevap:
Yeni denilecek kadar kullanılmamış, köy evini satıyormuş, o yüzden eşyaları satıyormuş.
Teşekkürler deyip askıya aldım.
Durur muyum, hemen yenisini buldum, fiyat sordum.
Ücret makul olabilir dedim, kendimce konuyu kapattım.
Ertesi gün çiftliğe gittim, sosyal medyacılarla çekim yapılacak.
Kamelyayı temizledim, etrafa çeki düzen verdim, çay koydum, masayı hazırladım.
Sobayı doldurup yaktım.
Soba bir eski geldi gözüme, 15 yıldır kullanıyoruz, ücretini çıkardı.
İlk işimdir bir eşyayı gözden çıkarırken;
kaç yıldır kullanıyorum?
Buradan kaldırırsam ne yapacağım?
Hemen o hesaplar yapıldı, yeri bulundu.
Döndüm dün akşamki ikinci el sobaya,
iletişim kurdum.
Ürünün durumunu sordum;
– Satıldı mı?
– Hayır, henüz satılmadı, hatta bugün indirime giriyoruz, 6.000 TL.
(Soba 8.000 TL idi, yenisini araştırdım 16.000 TL)
– Ürün nerede acaba?
– Anamur’da.
– Kargo nasıl gelir?
– Efendim sahibinden.com’da ürün.
Sahibinden.com güvencesi ile alışveriş yapıyorsunuz.
Sahibinden.com’un kargo indirimi var, 250 TL’ye ürün sizde.
– Ooo süpermiş…
Hemen yönlendirme linkinden sayfaya gittim.
Ürünü buldum, adresi yazdım.
Kartla ödeme ile uğraşmayayım dedim,
havaleye yöneldim, 6.250 TL yatırdım hesaba.
Makbuzu aldım, sahibinden.com’daki gerekli yere yapıştırdım.
(Açıklama kısmına da ürünü ve özelliklerini yazdım. Oh, içim rahat.)
Misafirlerimi beklemeye başladım.
Güzel, güvenli, sevdiğim bir şeyi güven ile almıştım.
Başladım plan yapmaya; gelince hemen bu sobayı söktürür, çatı tamiri yaptırırdım.
Bu sobayı da bekçi kulübesindeki kötü olmuştu,
onu atar, bunu kurardık.
Hayalimde beklerken tüm bunları yaptım.
Eski sobayı söktüm, yeniyi kurdum.
Baktım hatta sağından solundan, ohh güzel olmuştu.
Kısa günün kârı içime sinmişti.
Hayal gücüm çok yüksek; herhangi bir ürünü alırken bile
onu alır, düşündüğüm yere koyar, sağından solundan bakar, karar veririm.
Mümkünse de bu sırada rahatsız edilmek istemem.
Bu yüzden de yalnız alışveriş yapar, karar aşamasında dalar giderim.
Karşı tarafa eski sobamın fotoğrafını atıp teşekkür ettim.
Misafirlerimi beklemeye başladım.
WhatsApp’ta iletişim kurduğum telefon aradı.
– Hanımefendi, ödemenizi yaptınız, sobanızı aldınız, hayırlı olsun.
– Buyurun, teşekkürler.
– Açıklama bölümüne ürün özelliklerini yazmışsınız.
– Evet.
– Oraya ürün kodunu yazacaktınız, bu durumda ödemeniz havuzda kalıyor.
Ürün kargoya verilemiyor.
– Aaa tüh! Ne yapacağız peki?
– Şimdi siz telefonu kapatmayın, ben size ürün kodu yolluyorum.
Siz yeni ödeme yapacaksınız, ben de eş zamanlı size geri ödeme yapacağım.
– Siz neden önce geri ödeme yapmıyorsunuz?
– Para bende değil hanımefendi, havuzda.
– Pardon! Bu hesap sizin hesabınız değil mi?
Artı neden telefonu kapatmıyoruz?
Binlerce soru da içimden geçiyor!
Hemen anladım, DOLANDIRILDIM!
Oğlum da geliyordu bu buluşmaya, o hallederdi.
Hemen telefonu adamın yüzüne kapattım.
Artık tek başıma karar vermemeliydim, destek gerekiyordu.
Alper’i aradım.
– Kapıdayız, geldik dedi.
Karşı taraf bu sırada ısrarla arıyor.
Alper’e anlattım, hemen numarayı aradı.
Cevap yok, mesaj attı.
Karşı taraftan çirkin, ağza alınmayacak cevaplar
ve telefon devre dışı.
Sinirlendim, çok kızdım.
Yıllarca Türkiye’nin her yerinden önden ödeme yapıp
kamyonlarla eşya almıştım.
Akşam müzayedelerine katılıyor, parayı önden ödüyor,
porselenler kırılmadan kapıma teslim ediliyordu.
Bu ne rezillikti.
Saygısızca bir de cevap vermiş.
Telefonu anlayıp yüzüne kapattığım için de küfürler edecek kadar yüzsüzleşmişti.
Evet, 6.000 TL’lik döküm fırınlı soba hâlâ sosyal medya reklamlarında!
Hiç gocunmadan, çekinmeden bu yaşadıklarımı kaleme aldım.
Ben yaşadım, siz yaşamayın diye.
Dolandırıldım! Dolandırılmayın.
***
Çok sevdiğimiz doktor arkadaşımızla karşılaştım bu hafta.
– Ooo sosyete, ne haber? Bu hafta ne yazacaksın bakalım?
Yazılarını büyük bir keyifle okuyoruz.
Çok sevindim, ne mutlu bana.
Bu hafta dolandırıldım, onu yazacağım.
– Ne, sen mi? Olur şey değil, seni kim dolandırabilir?
Ben bile Mustafa, ben bile…
***
İstasyon tezgâhtayım dün sabah.
Tezgâhlarda müşteri tarafında durur, geleni gideni inceler,
çocukların iletişimine bakarım.
O sırada birkaç eş dost görür, sohbet eder, bazen ürün anlatır, bazen eskileri konuşuruz.
Bir müşteri yaklaştı sohbet sırasında;
– Siz Ayşegül Papila’sınız değil mi?
Oğlum bak, Ayşegül Hanım yazılarını okuduğumuz yazar.
Hanımefendi, büyük bir keyifle okuyoruz, sakın bırakmayın.
– Aman efendim, ne diyordunuz ne yazarı, ben sadece yaşadıklarımı,
deneyimlerimi ve anılarımı kaleme alıyorum, sizlerle paylaşıyorum.
– Yani yazıyorsunuz, biz de okuyoruz, yani yazarsınız.
Gülüşüyoruz hep birlikte…
Yaşamak, biriktirmek, yazmak,
hiç tanımadıklarımızla bir araya getiriyor bizi.
Bizi biz yapıyor.
Bazıları bizi dolandırsa da
ben yazarak, biz olmaya, yaralarımı sarmaya devam ediyorum.
Keyifli, güvenli haftalarımız olsun.
