İnat… İnat… İnat…

Zonguldak’ın pek çok sorunu var.
Her sorunun çözümü de var.
Her gün yazıyoruz.
Mesele yazmak değil.
Gerek bizim gerekse duyarlı meslektaşlarımızın gördüklerinin, fikirlerinin yeterince dikkate alınmaması.
Siyasetin ve bürokrasinin her kesiminde bir inat var.
Çok yazdığımız bir cümle var.
Bu şehirde meseleleri mesele etmezseniz mesele kalmaz.
Demirel’in dediği gibi yani.
Siyasi tepişme sahnesine dönen şehirde herkesin ortak sorunları ve çözümleri için atılması gereken çok basit adımlar var.
Ama olmaz!
İnat!
İnat!
İnat!
Bürokrat emir gelmeden yapmaz.
Belediyelerin çoğu halka ve sokağa inemez.
Algı çabası ile tribün şovlar yapılır.
Çünkü önemli olan toplum, hizmet ve adaletten çok kişilerin koltuğudur!
Şu şehrin sokaklarına, yollarına, kurumlarına, yöneticilerine baktıkça yüreğimiz bir ‘cız’ ediyor.
O nedenle siyaseti ne olursa olsun şehir için gerçekten çabalayan insanlara sahip çıkalım.
Bunun için önce kendimize karşı dürüst olmalıyız!


Selim Alan mı Tahsin Erdem mi?
Hararetli hararetli konuşan CHP’li eski bir il yöneticisinin;
“Selim’e köprüyü yıktı diye çok kızdık ama pandemi dönemine rağmen ne kadar çok şey yapılmış. Biz partimizin adayı kim olsa sahip çıkmak zorundayız ama bu işler böyle olmuyor.” sözleri dikkat çekiciydi.
Basit bir durum özetiydi.
Selim Alan – Tahsin Erdem meselesinden öte şehrin gerçekten hizmete, değişime, yeniliklere ihtiyacı vardı.
Bunu da ancak Selim Alan veya o ayarda biri yapabilirdi.
Zaafları, hataları, inadı, gereksiz polemikleri yapılanların ve yapılabileceklerin ötesine geçti.
Bugün halk ekmek, kent lokantası, salep ve çorba istasyonu kurmazdı ama seçim vaadi olan karayolu alt geçitlerini, Lavuar alanı projesini, Kapuz projesini, imar ıslah düzenlemesini, mahalle yollarını, sahil yolunun halini, İstanbul Park ve yeni sahil düzenlemesini, diğer vaadlerin hepsini niye yapmadığını sorabileceğimiz bir belediye başkanı olurdu.
Bu eleştirileri yaparken elbette Tahsin Erdem döneminde yapılan güzel çalışmaları da görmezden gelmesin kimse.
Biz belirli kesimlerin ihtiyaçlarına hizmet eden değil şehrin bütününü daha çok ilgilendiren hizmetleri hak ediyoruz.
O çok eleştirdiğimiz Secattin Gonca zamanında yapılanlar da olmasa bugün şehir içi trafik diye bir şey olmazdı.
Yani asl olan kişiler değil hizmet…
Hizmet…
Hizmet…


Atatürk ve din siyaseti!
Kimse Atatürk’ü sevmek zorunda değil.
Kimse kul ile Allah arasına girmek zorunda değil.
Bu güzel ülke Atatürk’ü putlaştırma çabasında olanlar ile Allah ile arasına başkalarını koyup onları putlaştıranların da kavgasına sahne oluyor ne yazık ki.
Allah’a sığınmak için başkalarının elini, eteğini öpenlerin halini 15 Temmuz sürecinde gördük.
Onun gibi sayısız örnek var.
Ülkemizin farklı kurumlarını farklı pazarlıklarla ele geçirmeye çalışanların, ele geçirenlerin yarattığı tablonun ülkemize verdiği zararları gördük.
Hala yaşıyoruz.
Atatürk’ü de Allah’ı da ticari bir materyal olarak görenlerin insanları çatıştırmaktan başka işe yaramadığını görüyoruz.
Bu güzel ülkemizin bir normali olmalı.
İnanca saygı.
İmana saygı.
İnsana saygı.
Karşılıklı saygı bittikçe, Atatürk ve din üzerinden ticaret yapıldıkça tüm milli ve manevi değerler dinamitleniyor.
Bu güzel ülkenin hangi şartlarda kazanıldığını ve devamında nasıl korunduğunu çabuk unutuyoruz.
Atatürk ve silah arkadaşları ile tüm cephelerde ülkemizin bağımsızlığı için kahramanca savaşan, gövdesini siper eden tüm şehit ve gazilerimize minnet borçluyuz.
O öyle bir borç ki ödenmez.
İnsanları, değerleri çatıştırarak hiç ödenmez.
Ülkesini seven ülkesine sahip çıkar.