ZONGULDAK’I YENİDEN İNŞAA ETMEK
Başlığı size ütopik gelebilir.
“Şehri yeniden inşaa etmek nasıl olacak?” demeyin.
Bundan yıllar önce Zonguldak’ın ilçeleri olan Bartın ve Karabük bugün ayrı birer şehir olarak kendi kimliklerini oluşturabildiler, çehrelerini değiştirdiler ve gelişmeye devam ediyorlar. Zonguldak’ın da bunu yapabilmesi mümkün.
Yeter ki ne istediğimizi bilelim.
Zonguldak’ın kanayan yaralarından biri de kentsel dönüşüm.
Valilik Meydanı’na gelin ve karşıya bakın. Eski evleri, virane ve yıkılmaya yüz tutmuş binaları görürsünüz. Tahir Karaoğuz Sokak’a girin; Birlik İş Hanı’nın arkasında da benzer manzaralarla karşılaşırsınız.
Şehri biraz dolaştığınızda buna benzer pek çok yapıyla karşılaşmak mümkün.
Virane bırakılan yerler zaman içerisinde yalnızca görüntü kirliliği oluşturmuyor. Güvenlik açısından da sorun oluşturmaya başlıyor. Kullanılmayan ve terk edilmiş yapılar, kötü alışkanlıklara ve çeşitli suçlara açık alanlara dönüşebiliyor.
Üstelik Zonguldak’ta koruma kurulu kararları nedeniyle yıllardır dokunulamayan, kaderine terk edilmiş yapılar da var.
Elbette tarihi ve kültürel değeri bulunan yapıların korunması gerekiyor. Ancak korumak ile çürümeye terk etmek arasında da bir fark var.
Bu iki yaklaşım arasında mutlaka uygulanabilir çözümler üretilmesi gerekiyor.
Fakat mesele yalnızca terk edilmiş yapılar da değil.
Genel Maden İş Sendikası’na doğru giderken hiç yukarı baktınız mı?
Yeşil binanın balkon betonları dökülmüş, demirleri ortaya çıkmış durumda. Üstelik burası terk edilmiş bir bina değil. İnsanlar hala bu yapıyı kullanıyor.
Bunun gibi örnekleri Zonguldak’ın farklı noktalarında sıralamak mümkün.
Bakış açımızı değiştirmemiz gerektiğine inanıyorum. Kentsel dönüşüm, yalnızca eski bir binayı yıkıp yerine yeni bir bina yapmak değildir.
Asıl mesele, şehri nasıl yeniden düzenleyeceğimiz ve gelecekte nasıl bir Zonguldak istediğimizdir.
Zonguldak’a bundan 10 yıl önce gelen bir kişi bugün yeniden geldiğinde, “Zonguldak hiç değişmemiş” diyorsa, oturup düşünmemiz gerekir.
Elbette yeni binalar yapılıyor. Bazı bölgelerde yenilenmeler de yaşanıyor.
Ancak şehir merkezinin genel görünümüne baktığımızda bütüncül bir dönüşümden söz etmek hâlâ zor.
Daha önemlisi, yapılan yeni yapıların çoğu zaman şehrin tamamını kapsayan bir planın parçası olduğu hissedilmiyor.
Oysa dönüşüm bina ile sınırlı olmamalı.
Sokaklar, meydanlar, ulaşım, otoparklar, yaya yolları, yeşil alanlar, ticari alanlar ve sosyal yaşam birlikte düşünülmeli.
ULAŞIMI DA KONUŞMALIYIZ
Kentsel dönüşüm dediğimizde yalnızca binaları değil, ulaşımı da konuşmamız gerekiyor.
Zonguldak’ın nostaljik fotoğraflarlarına bakarsanız, gazipaşadan limana kadar yoldan demiryolu hattının geçtiğini görebilirsiniz. Merkezde de bugün hala kömür taşıyan trenleri görmek mümkün.
Peki neden elimizde bulunan bu ulaşım altyapısını şehir içi ulaşımın bir parçası olarak değerlendirmeyi düşünmüyoruz?
Burada geçmişteki Zonguldak-Ankara Mavi Tren seferlerinden geri gelmesinden söz etmiyorum.
Kozlu ile Zonguldak merkez arasındaki yoğun trafiği azaltabilecek, mevcut demiryolu altyapısından yararlanabilecek alternatif bir ulaşım modelinden bahsediyorum.
Belki bugün bunun önünde teknik, hukuki veya mali engeller vardır.
Ama kentsel dönüşüm biraz da “Bugün mümkün mü?” sorusu yerine “Yarın mümkün olabilir mi?” diye düşünmek değil midir?
Şehrin ulaşım sorununu yalnızca yolların asfaltlarını yenilemek yerine, elimizdeki mevcut altyapıyı nasıl daha verimli kullanabileceğimizi de tartışmalıyız.
Belki bir kent içi raylı sistem modeli, belki de bugün aklımıza gelmeyen başka bir çözüm...
Önemli olan, bu konuyu masaya yatırmak.
Çünkü şehirleri değiştiren şey yalnızca yeni binalar değildir.
Ulaşım sistemleri de şehirlerin geleceğini belirler.
DEĞİŞİMİN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGEL BAZEN BİZİZ
Geçtiğimiz aylarda Sayın Valimizi ziyaret ettiğimizde konu kentsel dönüşüme de gelmişti.
Vali Bey, bu sürecin gerçekleşebilmesi için bazı feragatlerin yapılması gerektiğini özellikle vurgulamıştı.
Örneğin şehir merkezindeki minibüs duraklarının kaldırılmak veya yeniden düzenlenmek istendiğini düşünelim.
Önce minibüsçüler itiraz eder.
Ardından siyasiler devreye girer.
Sonrasında vatandaş tepki gösterebilir.
Bu sadece bir örnek.
Çünkü alıştığımız düzenin değişmesini kolay kabul etmiyoruz.
Kullandığımız yol değişmesin.
Durağımız yerinde kalsın.
Alışveriş yaptığımız yer aynı olsun.
Arabamızı işyerimize yakın yere park edelim.
Bunların hepsi günlük hayat açısından anlaşılabilir talepler.
Ancak şehir planlamasında bazen konfor alanlarımızdan vazgeçmemiz gerekiyor.
Herkes değişimden yana olabilir.
Fakat değişim kendi sokağına, kendi dükkânına veya kendi alışkanlıklarına dokunduğunda işler biraz daha zorlaşıyor.
Bu nedenle Zonguldak’ın dönüşümündeki en önemli meselelerden biri yalnızca para, proje veya mevzuat değil.
Değişimi kabullenebilmek.
İlk anda tepki çekebilir.
Ama yalnızca bugünkü konforumuzu korumaya çalışırsak, yarının Zonguldak’ını kuramayız.
Çünkü günün sonunda hepimiz Zonguldak’ta yaşamaya devam edeceğiz.