ULUSAL

Sadun Boro ve Kısmet Zonguldak Limanı'nda.

Zonguldak Nostalji sayfası editörü Yüksel Yıldırım, Ünlü Türk denizci Sadun Boro’nun vefatının yıldönümü nedeniyle sosyal medya hesabından bir yazı paylaştı.

Abone Ol

Zonguldak Nostalji sayfası editörü Yüksel Yıldırım, Ünlü Türk denizci Sadun Boro’nun vefatının yıldönümü nedeniyle sosyal medya hesabından bir yazı paylaştı.

İŞTE O YAZI:
“5 Haziran 2015… Ünlü Türk denizci Sadun Boro vefat etti…
Cenazesi bir Haziran sabahı martılar eşliğinde ebediyet denizlerine açıldı. Vasiyeti teknesini bağladığı Gökova'nın Okluk Koyuna gömülmekti, özel izne tabii isteği yerine getirilene kadar, Karacasöğüt Köy Mezarlığı'nda, çok sevdiği Gökova cennetinde istirahat etmektedir.
SADUN BORO VE KISMET ZONGULDAK LİMANINDA…
1989 yılı Temmuz ayında, kardeşim ve benim işlerimizin İstanbul’da olması nedeni ile babamın 1940 yıllarının sonlarında geldiği ve o tarihe kadar yaşadığımız, benim doğduğum, büyüdüğüm, okuduğum ve çalışma yaşamına başladığım kent olan Zonguldak’tan temelli ayrılmak durumunda kaldık. Bu kenti hepimiz çok sevmiştik. Sanıyorum Temmuz ayının altısında Deniz kulübünün karşısında kiracı olarak oturduğumuz Maden mühendisi Cavit Özkan ağabeyimize ait evi boşaltmak için babamla birlikte Zonguldak’a geldik, o akşam kentteki son akşamımız olacaktı dile kolay ben 30 yıl yaşamıştım babam ise 40 yıl bu kentte, o nedenle içimiz biraz buruktu.
Ben akşam üzeri çarşıdan yürüyerek Fener’e çıkarken limanda çokta alışkın olmadığımız tarzda yelkenli bir tekne gördüm, liman içerisinde alargada idi (Ortada demirli), alacakaranlık ve uzaklık nedeniyle ismini okumak mümkün değildi, denizcilikle çocuk yaştan beri ilgilendiğimden tekneyi Kısmet’e benzettim, zaten abonesi olduğum Yelken Dünyası Dergisinde de Sadun Boro’nun bir Karadeniz gezisi planladığını okumuştum ama emin olamadım çünkü basında bununla ilgili hiç bir haber okumamıştım. Akşam yemeğini babam ve arkadaşım Zafer Kalafat’la beraber Fenerde B tipi dediğimiz Mühendisler Lokalinde yemeği planlamıştık, babam ve Zafer ile Tenis Kulübünün önünde buluştuk, kulübün önünde, üzerinde genelde herkesin üzerine çıkıp denize baktığı yaklaşık 50 cm yüksekliğinde bir yükselti vardır, onun arkasında bir bey ve hanım denize bakıp konuşuyorlardı, artık tereddütüm kalmamıştı, limandaki tekne Kısmet, denize bakanlar da Sadun Boro ve eşi Oda Boro idi. Cesaretimi toplayıp yanlarına gittim, hoşgeldiniz dedim, limanda Kısmet teknesini gördüğümü ama emin olamadığımı söyledim, sizleri görünce artık eminim dedim… Kendilerini tanımamdan memnuniyet duydular.
Zafer ve babamda sohbete katılınca laf lafı açtı. Babam da Sadun kaptan gibi Kadıköylü ve yaşıtı olduğundan ortak anılar derken onları da yemeğe davet ettik. Yemek esnasında Sadun kaptan benim sorularıma bıkmadan yanıt verdi, kendisine onun ikinci teknesi olan Harun Bey yapımı “Harem” yelkenlisinin kuzenim Caner Ersoy’da olduğunu, onunla yelken yapmaya başladığımı anlattım. Sadun bey tekneyi Burgaz Adada alargada gördüğünü ve çok bakımlı olduğu için sahibini merak ettiğini, bunu öğrendiğine çok memnun olduğunu söyledi. 1938 yılı yapımı olan Harem 7,5 metrelik boyu yaklaşık bir tonluk salması ile sağlam, yelken donanımı iyi ama hiç konforu olmayan bir tekneydi. Kuzey Ege’de halâ faal durumdaymış. Sadun bey Zafer ile konuşurken Ayvalık’tan eski dostu Muvakkaf Girgin beyin damadı Cüneyt Özçelik’in de Zonguldaklı olduğunu söyledi tesadüf bu ya Cüneyt, Zafer’in karşı komşularının oğluydu. Benim de iyi arkadaşımdı böyle bir bağlantıda ortaya çıkınca sohbet daha içten bir hale geldi…
"ZONGULDAK'TAKİ SON GECEMDE SADUN BORO İLE YEMEK YİYORDUM"
Rüyada gibi idim çok sevdiğim Zonguldak’taki son gecem de benim gibi Amatör denizcilerin idolü olan efsane Türk denizcisi Sadun Boro ile beraber yemek yiyor, sohbet ediyordum.
Sadun kaptan da bizim gibi Zonguldak’tan ertesi gün ayrılacak Karadeniz’e, Hopa’ya kadar uzanan bir yolculuk yapacaktı, planı sabah erkenden demir almaktı. Bizi kırmak istememekle beraber havanın durumunu da göz önüne alarak yavaştan kalkalım istiyordu. Daha yemeğe otururken Oda hanım havanın çokta iyi olmadığını, rüzgarın Temmuz ayı için fazla olduğunu söylemişti, ben de Zonguldak’ta akşam üzerleri hep rüzgar olur ama birazdan hava kalır demiştim. Oda hanımda bu sefer öyle olmayacağını rüzgarın devam edeceğini söylemişti, içimden dünya denizlerini tanıyabilirsiniz ama bizde yıllardır Karadeniz’de yaşıyoruz, bu bölgeyi iyi biliriz hava birazdan kalır diye geçirmiştim… Ama Oda hanım haklı çıktı hava esmeye devam etti bende mosmor oldum… Daha sonraki karşılaşmalarımızdan birinde bunu kendisine itiraf ettim uzun uzun güldü ve bana bulutların durumu ile ilgili küçük ama benim daha sonrasında da işime yarayacak bir ders verdi…
Maalesef iyi şeyler çabuk biter, onlarda bizde ertesi sabah yola çıkacak olduğumuzdan çok geç olmadan toparlanmalıydık, ben kendilerini araba ile limana bırakabileceğimi söyledim birlikte limana gittik. Tekne alargada olduğundan rıhtıma küçük dingileri ile çıkmışlardı. Sadun kaptan bana Kısmet’in içini görmek ister misin dedi? bayılırım dedim... Oda hanıma sen biraz rıhtımda oyalan, dingi üçümüzü almaz, ben Recep’i tekneye götüreyim onu geri getirir seni alırım dedi, ben ayıp olur dediysem de o Israr etti dingiye bindik. Sadun kaptan küreklere asıldı, tekne yakındaydı. Hemen güvertesine çıktık, bana tekneyi ve içini gösterdi, kızları Deniz’in yattığı küçük yatağı ve diğer ayrıntıları, tekne ahşabın tüm güzelliğini yansıtan konforu olmayan ama sağlam çok denizci, insana güven veren bir tekneydi, hayran kalmıştım… Rüya devam ediyordu. Sadun kaptan bana dünya seyahatini anlattığı ve adıma imzaladığı Pupa yelken kitabını da üstelik Kısmetin kamarasında armağan edince mutluluğum zirve yapmıştı...
Beni sahile götürdüğünde vedalaştık, ertesi gün onlar tekne ile evimizin önünden geçerken el feneri ile sinyal verip uğurlayacağımı söyledim, sabah beş gibi oradan geçeriz ama çok erken, kalkma dedi Sadun kaptan ve tekrar görüşmek üzere deyip ayrıldık… Eve geldiğimde oldukça yorgun olduğum için hemen uyudum sabaha karşı uyandım ve aklıma geldi. Eyvah, Sadun kaptana söz verdim, onları saat beşte uğurlayacaktım diye, hemen fenerimi aldım balkona koştum. Kısmet puslu sayılabilecek bir havada motor yelken B tipinin olduğu burnu bordalıyordu, hemen feneri yakıp söndürdüm, Sadun kaptan da fenerle karşılık verdi. Karadeniz’e rota tuttu…
Daha sonra Sadun kaptan ve Oda hanımla hem İstanbul’da hem Bodrumda bir kaç kez bir araya geldik, hatta bir seferinde onlar Gölköy’de demirliyken, teknelerine yüzerek gitmiştim. Oda hanımda bana kahve ikram etmiş güzel sohbet etmiştik beni her gördüklerinde Zonguldak’taki akşamı anarlar ve Zaferi sorarlardı, ismini unutsalar bile Cüneyt’in komşusu TTK da çalışan mühendis arkadaş diye ve Zafer’e selam yollarlardı.
Sadun Kaptanı en son Fenerbahçe marinada bir Şubat günü gördüm İstanbul’da… Yıllardır yaşayanların bile görmediği müthiş bir Lodos fırtınası vardı, deniz kabarmış iskelelerin üzerine çıkmıştı. Ben herhangi bir hasar var mı diye marinada bağlı tekneme bakmaya gitmiştim, o karmaşada kendisini yolda gördüm ama acelem olduğundan selam verip konuşma olanağı bulamadım zaten oraya da zorlukla gitmiştim, tahminim o da bu durumu merak edip marinaya gelmişti, efsane denizci bu durumu yerinde görmek istemişti.
Sadun kaptan Yelken dünyası isimli şimdi artık çıkmayan dergide Karadeniz seyahatini detaylı olarak anlatmış, Zonguldak’ta kaldığı bir geceden de bir kaç cümle ile de olsa bahsetmişti. Türk denizcilerine öncelikle hayallerine yelken açmasına önderlik eden büyük ustayı saygı ve sevgi ile her zaman anıyoruz, derin maviliklerde ışıklar içerisinde uyusun.
Recep Perk-2019
Yüksel Yıldırım-Sadun Boro ile fora yelken Zonguldak-26 Ağustos 2019
Zonguldak Nostalji”

{ “vars”: { “account”: “G-PS7CWR0GE0” }, “triggers”: { “defaultPageview”: { “on”: “visible”, “request”: “pageview”, “vars”: { “title”: “Name of the Article” } }, “clickOnHeader”: { “on”: “click”, “selector”: “#header”, “request”: “event”, “vars”: { “eventCategory”: “examples”, “eventAction”: “clicked-header” } } } }