Karne Kimin Bilançosu?

Abone Ol

26 Haziran Cuma günü öğrenciler karne alacak.
Her karne dönemi, sokaklarda tanıdık bir manzara çıkar karşımıza: Elinde karnesiyle evine dönen çocukların kimi sevinçli adımlarla yürür, kimi ise sırtındaki çantadan daha ağır bir kaygıyı taşır kaldırımlarda. Toplum olarak uzun yıllardır karneleri çocukların başarısının, hatta bazen değerinin bir göstergesi olarak görmeye alıştık. Oysa durup düşünmek gerekir: Karne gerçekten kimin bilançosudur?
Bir çocuğun bir yıl boyunca aldığı notlar, yalnızca onun gayretinin ve yeteneğinin sonucu değildir. O notların arkasında ailesinin sunduğu imkânlar, okulun fiziki şartları, öğretmenin mesleki yeterliliği, yöneticilerin vizyonu, eğitim sisteminin yapısı ve öğrencinin içinde bulunduğu sosyal çevre vardır. Bu nedenle karneyi yalnızca öğrencinin hanesine yazılmış bir başarı ya da başarısızlık belgesi olarak görmek büyük bir haksızlıktır.
Dahası, eğitim sistemimiz uzun yıllardır sınavlar ve notlar üzerinden şekillenen bir anlayışın etkisi altındadır. Çocukların merakı, karakter gelişimi, ahlaki olgunluğu, sanatsal ve sportif yetenekleri çoğu zaman birkaç rakamın gölgesinde kalmaktadır. Oysa hayat, matematik ya da Türkçe notlarından çok daha geniş bir alandır. İyi bir insan olmak, sorumluluk almak, dürüst davranmak, birlikte çalışabilmek, empati kurabilmek ve üretken olabilmek çoğu zaman karnelerde görünmez.
Okuldaki notlara ve merkezi sınavlara yüklenen büyük anlamı değerlendirirken, bu anlayışın etrafında oluşan ekonomik yapıyı da görmek gerekir. Çünkü bugün eğitim yalnızca pedagojik bir alan değil, aynı zamanda milyarlarca liralık bir sektör hâline gelmiştir.Özel okullar, paralı okullar, dershaneler, kurslar, etüt merkezleri, yayınevleri, kaynak kitap ve soru fasikülü üreticileri, eğitim koçluğu hizmetleri ve özel ders verenler bu yapının önemli aktörleridir. Elbette bu kurum ve kişiler eğitim hizmeti sunmakta, önemli ihtiyaçları karşılamaktadır. Ancak aynı zamanda varlıklarını sürdürebilmeleri için sınavların, notların ve akademik rekabetin toplum nezdinde yüksek bir değere sahip olması da gerekmektedir. Bu nedenle sınav başarısını hayatın merkezine yerleştiren söylemlerin yalnızca eğitimsel kaygılarla değil, ekonomik çıkarların şekillendirdiği bir zeminde de üretildiğini gözden kaçırmamak gerekir.
Karneye bakarken sadece öğrencinin performansını değil, karneyi bir başarı ve başarısızlık belgesi olarak sunan toplumsal ve ekonomik düzeni de sorgulamak gerekir. Çünkü bazen karneler çocukların değil, onların üzerinden kurulan eğitim ekonomisinin bilançosunu yansıtır.
Bir başka açıdan bakıldığında karne, eğitim sisteminin de aynasıdır. Eğer bir sınıfta çok sayıda öğrenci başarısız görünüyorsa, burada yalnızca öğrencileri sorgulamak yeterli değildir. Öğretim yöntemlerini, müfredatı, ölçme ve değerlendirme anlayışını ve çocukların öğrenme süreçlerine ne kadar dokunabildiğimizi de değerlendirmek gerekir. Başarısızlık varsa, bu yalnızca öğrencinin değil, sistemin de sorumluluğudur.
Bu nedenle anne babalara düşen görev, karne günü çocuklarını notlarıyla yargılamak değil, onların bir yıl boyunca gösterdikleri çabayı, karşılaştıkları zorlukları ve geliştirdikleri yönleri görmeye çalışmaktır. Çünkü eğitim, yalnızca yüksek notlar üretme süreci değil; karakter inşa etme, hayata hazırlama ve insan yetiştirme sanatıdır.
Unutmamak gerekir ki hiçbir çocuk bir rakamdan ibaret değildir. Bir karnenin satır aralarına sığmayan hayalleri, yetenekleri, korkuları ve umutları vardır. Kimi çocuk bir matematik sorusunda zorlanır ama bir arkadaşının gözyaşını silmeyi bilir. Kimi sınavlarda parlak sonuçlar alamaz ama dürüstlüğü, merhameti ve vicdanıyla bulunduğu her ortama değer katar. Hayatın gerçek başarıları çoğu zaman karnelerde görünmez.
Bu yüzden karne günü, çocukları notlarıyla ölçmenin değil; onları oldukları gibi kabul etmenin günüdür. Çünkü yıllar sonra insanların hafızasında kalan şey aldıkları notlar değil, kendilerine inanılmış olmasıdır.
Belki de asıl soru şudur:
Karneye baktığımızda bir çocuğun eksiklerini mi görüyoruz, yoksa ona sunduğumuz imkânların, kurduğumuz eğitim sisteminin ve geleceğe dair taşıdığımız anlayışın yansımasını mı?
Eğer bu soruya cesaretle cevap verebilirsek, o zaman karneler yalnızca öğrencilerin değil; ailelerin, okulların, eğitim politikalarının ve hatta toplumun ortak bilançosu olarak okunacaktır.
Çünkü her karne biraz öğrenciyi, biraz öğretmeni, biraz okulu ,biraz aileyi; en çok da eğitim anlayışımızı anlatır.
Çocuklarımızın eğitim süreçlerini daha geniş bir bakış açısıyla değerlendirebildiğimiz gün, onları aldıkları notlarından, sınavlarda elde ettikleri sıralamadan ibaret görmeyi bırakacak; onların gerçek değerini fark etmeyi başaracağız.

{ “vars”: { “account”: “G-PS7CWR0GE0” }, “triggers”: { “defaultPageview”: { “on”: “visible”, “request”: “pageview”, “vars”: { “title”: “Name of the Article” } }, “clickOnHeader”: { “on”: “click”, “selector”: “#header”, “request”: “event”, “vars”: { “eventCategory”: “examples”, “eventAction”: “clicked-header” } } } }