Canlılığın devamında dişi olmak,
yeni bir canlı dünyaya getirmek,
bütün bu süreci yönetmek,
doğrusu ile yanlışı ile anne olmak…

Hele hele doğurmadan anne olmak,
doğurup anne olup bu yetisini tüm etrafındakilere saçmak…

Sözüm, yazım;
anneliğe doyamayan, anne yarılarına.

***

Uygun koşullarda sperm ve yumurtanın birleşmesi,
zigot oluşması; tüm eşeyli üreyenlerde aynı.

Döllenme sonrası hızlı mitoz bölünmeler,
geçen süre sonra canlının yavrusunun oluşması…
Muhteşem bir senaryo…

Dişi ile erkeğin üreme hücrelerini birleştirme iç güdüsü,
uygun ortam ve şartların sağlanması,
doğacak yavru için annenin hormonal olarak hazırlanması,
hatta babanın psikolojik olarak
baba olmaya hazırlanması ile hormon üretmesi…

Eşeyli üreyen her canlıda muhteşem.

Belki binlerce kez sınıflarımda izlettiğim,
her defasında ilk kez izliyormuş gibi büyülendiğim,
eşey hücrelerinin birleşmesi ve
bebek oluncaya kadar anne karnında geçen
muhteşem süreç…

Ne sadece bilimin ne de sadece dinlerin yetebileceği
doğaüstü, mucizevi oluşum;
anne olmak.

***

İnsan bebeği,
inek buzağısı,
tavuk, kaz, ördek civcivi,
köpek yavrusu,
kedi yavrusu,
domates meyvesi,
erik meyvesi…

Ve binlercesinden
sadece benim bizzat şahit olduğum,
izlediğim annelik süreçleri…

***

Yemeyip yediren,
koruyan ve eğiten ruhani bir duygu annelik…

Kimisinin kendi bebeği için bile üretemeyenlere değil;
kendi çocukları ile kalmayıp
yeğenlerine,
tüm yakınındakilere,
hatta dünya çocuklarına uzanan
annelik duyguları olan annelere bugün sözüm…

Anne yarılarına…

Anne yarısı teyzelere, halalara, yengelere,
babaanne ve anneannelere, tüm kadınlara…

Bugün sözüm;
tüm ailemin,
hatta tüm Yakakent’in anne yarısı
namıdeğer Nuran Pala’ya…

Değerli halama…

***

1960 yıllarında başlayan Almanya işçi göçünden
babamın ortanca kız kardeşi Nuran halam ve ailesi de
nasibini almıştı.

Ailecek Almanya’nın Batı Berlin şehrine göç etmişlerdi.

Eniştem önden gitmiş,
4 çocuklu halam Samsun’da çocukları ile
yaşam mücadelesi verirken,
eniştem de tek başına Almanya’da başka bir
yaşam mücadelesi vermişti.

Şartları sağlayınca da
çocuklu ailesini yanına almıştı sonrasında.

***

Samsun’da tek başına 4 çocuk yetiştirme zorluğu içindeki halam,
okullar tatil olduğu gibi
bize Yakakent’e göç ediyor,
2-2,5 ay geniş aile yaşıyorduk.

Yaz tatili boyunca bizim tüm üretim sürecimize katılıyorlardı.

3 çocuklu annem 7 çocuklu oluyordu güle oynaya.

Her yaz tatilini iple çekiyorduk.

Kuzenlerimin hepsi benden büyüktü.
Biz 3 kardeştik.
Ben ortanca, iki de erkek kardeşim vardı.

Halamın ise 3 kız 1 erkek çocuğu vardı.

Benim birden 3 kız kardeşim oluveriyordu.
İki de annem…

En küçüktüm; el bebek gül bebek.
“Onu getir, bunu getir…”

Annem hepimizin annesi,
halam hepimizin annesi,
babaannem onların anneannesi…

Yaz boyu ekim dikim süreci,
sanki işçi getirmişiz gibi
herkes işin gücün içinde…

Sabah namazı ile başlayan amelelik,
akşam yemeğine verilen siparişler,
öğleden sonra rutin işlerin bitmesi ile başlayan
deniz sefası…

Akşam yemeğinden sonra başlayan,
evin duvarının üstüne oturup
bana Süleyman amcanın dükkânından aldırdıkları
beyaz leblebi ve ay çekirdeği çitleme sefası…

Duvara yetişemeyen beni hop kaldırıp duvara oturtmaları ile
konuşulanları yarı anlar yarı anlamaz,
güldüklerinde güler,
saçma sapan sohbete dahil olmaya çalışırdım.

Sabah babaannemin elinde süpürge ile kabukları süpürmesi bile
zevkle, keyifle, söylene söylene…

Annem ve halam…

Annem kuzenlerimin,
halam benim anne yarım…

***

7 yıl önce, 67 yaşında kalp krizinden kaybettik annemi.
Dünyam yıkıldı.

O gün bugündür yeni bir dünya yaratmaya çalışıyorum kendime.

Bu yıl dönem dönem oluşan anne eksikliğim depreşince
anne yarımın yanında, Berlin’de aldım soluğu.

Kuzenlerim biliyordu, halama sürpriz yaptık.
Hem de tesadüfen Anneler Günü’nde.

İlk kez geliyordum Berlin’e.
“Neden daha önce gelmedim?” diye sorgulaya sorgulaya…

Sadece halamın yaşadığı eve,
kuzenim havaalanından alıp getirdi beni.

Amacım halamla doya doya vakit geçirmekti.

Ama onlar Berlin’i de gezdirmek istiyorlardı bana.
Muhteşem Berlin’i…

***

Eniştem rahmetli olmuş.
Halam 6 ay Almanya, 6 ay Samsun yapıyor.

4 çocuk da kol kanat oluyor
torunları,
hatta torunlarının çocukları olan halama.

Tüm kuzenlerim, hatta çocuklar halamın evinde…
Yiyoruz, içiyoruz.

“Ne iyi ettin be Ayşegül…”
diyorum içimdeki eşref saatime.

Kuzenlerim annemin onlara yaptığı anneliği,
bense halamın özellikle bize ve tüm yeğenlerine yaptığı
anneliği anlatıyorum uzun uzun gecelerde;
beyaz leblebi ve ay çekirdeği çitleyerek…

Halamın, hele bir de Almanya’ya göçtükten sonraki
hepimize kol kanat oluşunu anlatıyordum kendi dünyamdan.

Aslında hepsi şahit olmasına rağmen bu sürece,
benim dünyamdan farklı dinliyorlardı…

Halam her Almanya’dan geldiğinde eli kolu dolu gelir,
benden büyük kuzenlerimin küçük gelenlerini
kış boyu biriktirir, yıkar, ütüler,
mis gibi bir bavul yapar,
birkaç da ihtiyacımı bilir, bir anne gibi yeni alırdı.

Bavulun en üstüne de bir bebek koyardı benim için.

İç çamaşırından kabanıma,
ayakkabıma kadar tüm ihtiyaçlarımı…

Şu an diz üstü çökmüş, bavulumu açıyor gibiyim.

Yetmez…
Samsun’dan da mutfak eksiklerimiz görülmüş gelir,
sanki hiç Almanya’ya gitmemiş gibi işe güce dalar,
kızlarını da daldırırdı.

Biz yine akşam bahçe duvarının üstünde
çekirdek çitler bulurduk kendimizi.

Babaannemse sabah elinde süpürgesi ile…

Ne günlerdi, ne günler…

4 gündür konuşmalarına doyamadığımız,
dönünceye kadar da doyamayacağımız…

Onlar annemi, anne yarılarını, Havva yengelerini;
bense halamı, anne yarımla anılarımı…

Annemi rahmetle,
halama ise sağlık sıhhat dualarımızla
konuşa konuşa…