Zonguldak Tarih sayfası editörü Hayati Yılmaz, Zonguldak’ın Almanya’ya uzanan göç tarihine ışık tutan 1961 yılına ait tarihi fotoğrafı ve 55 madencinin gurbet yolculuğuna ilişkin dikkat çeken bilgileri paylaştı.
Hayati Yılmaz'ın yaptığı paylaşam şu şekilde;
ZONGULDAK’IN TARİHİ FOTORAFI
Bu fotoğraf, 27 Kasım 1961 yılında İstanbul Yeşilköy Havaalanı'ndan Düsseldorf'a giden Türk Hava Yolları uçağında çekildi. Uçakta, Almanya'daki madenlerde çalışmak için seçilen, Kozlu, Karadon, Üzülmez Kandilli ve Amasra maden ocaklarında çalışmış 55 işçiden oluşan Zonguldaklı kafile yer alıyordu.
Türkiye ile Batı Almanya (Federal Almanya Cumhuriyeti) arasındaki iş gücü anlaşması 30 Ekim 1961 tarihinde imzalanmıştır. Bu imzadan sonra, yarım gün içinde ilk resmî işçi kafilesi, 31 Ekim 1961 tarihinde Sirkeci Garı'ndan kalkan kara trenle yola çıkmıştır. İstanbul Sirkeci Garı'ndan başlayan tren yolculuğu, Yugoslavya ve Avusturya üzerinden geçerek yaklaşık 2,5 ila 3 gün (yaklaşık 60 saat) sürmüştür. İlk trende, Düsseldorf ve çevresindeki fabrikalarda çalışmak üzere giden 450 ila 500 civarında Türk işçisi yer alıyordu.
Zonguldaklılara özel uçak
İkinci grup, 27 Kasım'da Zonguldak madenlerinden seçilen 55 kişilik işçi kafilesinden oluşuyordu. Zonguldak'tan Almanya'nın Ruhr bölgesindeki maden ocaklarında çalışmak üzere giden ilk madenci grubu, 27 Kasım 1961 tarihinde Almanya'ya (Düsseldorf Havalimanı'na) ulaşmıştır. İş gücü anlaşmasından 28 gün sonra ilk usta madenciler kömür havzalarına getirilmişti. İlk gidenlerin Zonguldak madenlerinde çalışan usta işçilerden seçilmesi, sonradan gidecek olanlar için ön hazırlık oluşturuyordu.
Federal Almanya İstihdam Bürosu'nun görevlilerinin bizzat Zonguldak'a gelip seçtikleri işçiler sağlık taramasından geçirildiler. Bu işlem son derece aşağılayıcı şekilde yapılmıştı. Adaylar tamamen soyunduruluyor, vücutlarında herhangi bir ameliyat izi, yara, fıtık, varis veya fizikî engel olup olmadığı inceleniyordu. Tıpkı bir canlı hayvan pazarındaymış gibi işçilerin ağızları açılarak dişlerinin sağlamlığına, çürük sayısına ve çene yapılarına bakılıyordu. Güçlü kemik yapısına sahip olup olmadıkları kas testleriyle ölçülüyordu. Akciğer filmleri çekiliyor, kan ve idrar örnekleri alınıyor, göz ve kulak keskinlikleri en ince detayına kadar test ediliyordu. Madenciler için özellikle akciğer sağlığı (tüberküloz veya silikozis olmaması) hayati önem taşıyordu. Bunun nedeni, Alman hükûmeti ve işverenleri, gelen kişileri gelecekteki vatandaşları olarak değil, Alman ekonomisinin çarklarını döndürecek geçici birer “iş gücü aracı” (Gastarbeiter - Misafir İşçi) olarak görüyordu. Almanya, ülkeye geldikten kısa süre sonra hastalanacak, tedavi masrafı çıkaracak veya maden gibi ağır işlerde hemen sakatlanıp tazminat isteyecek “çürük” işçi istemiyordu. Sadece en sağlıklı, en genç ve en üretken nüfusu seçmeyi hedefliyorlardı.
Dönemin muayenelerinden geçen Zonguldaklı madencilerin ve diğer işçilerin anılarında bu süreç, “insanlık onurunun ayaklar altına alındığı bir utanç anı” olarak tarif edilir. Birçok işçi, hayatlarında ilk kez yabancı insanların önünde çırılçıplak kaldıklarını, utançtan yerin dibine geçtiklerini ama ekmek parası ve köylerini kurtarma ümidiyle bu aşağılanmaya katlanmak zorunda kaldıklarını anlatmıştır.
Bu katı elemeler sonucunda başvuranların çok büyük bir kısmı elenmiş, adeta “sağlık şampiyonu” olan en dirençli işçiler seçilerek Ruhr bölgesindeki madenlere gönderilmiştir. Zonguldak'tan Ruhr Bölgesi'ne göç eden madenciler, Almanya'ya giden diğer işçilerden çok farklı bir profile sahipti. Onlar sanayi kültürünü, yeraltı disiplinini ve maden terminolojisini zaten bilen “hazır ve usta” işçilerdi.
Zonguldak’taki maden ocakları, Osmanlı ve erken Cumhuriyet döneminde Fransız ve Alman mühendisler tarafından yapılandırılmıştı. Bu yüzden Zonguldaklı madenciler, Almanya’daki ocaklara indiklerinde yabancılık çekmediler. Türkiye’de kullandıkları birçok maden terimi (örneğin, bortaç, desandre, frenci, tumba, kondüktör) zaten Almanca veya Fransızca kökenliydi. Bu durum, Alman şeflerle (Steiger) çok hızlı iletişim kurmalarını ve işe adapte olmalarını sağladı.
Alman maden şirketi yöneticileri, Zonguldak’tan gelen işçilerin yeraltındaki çalışma disiplinine ve dayanıklılığına hayran kalmıştı. Türk madenciler, Alman meslektaşlarının girmekten çekindiği en tehlikeli, en dar ve en sıcak damarlara (tavanı basık ocaklara) gözü kapalı giriyorlardı. Zonguldak’taki ilkel şartlarda kazandıkları tecrübe sayesinde, Almanya’daki modern ve makineli sistemlerde çok daha hızlı ve yüksek üretim oranlarına ulaştılar. Bu performansları nedeniyle kısa sürede "Kumpel" (Maden Arkadaşı) unvanını ve Alman işçilerin derin saygısını kazandılar.
Zonguldaklı işçiler, Ruhr bölgesine ulaştıklarında maden şirketlerinin tahsis ettiği ve Ledigenheim adı verilen bekâr yurtlarına yerleştirildiler. Bu yurtlarda yaşam askerî bir disipline sahipti. Akşam belirli bir saatten sonra giriş-çıkış yasaktı, odalarda yemek pişirmek yasaktı ve kadın misafir kabul edilmiyordu. Bir odada 4-6 kişi kalıyorlardı. Yeraltındaki ağır mesainin ardından bu yurtlara dönen işçiler, memleket hasretini ve yalnızlığı birbirlerine Zonguldak hikâyeleri anlatarak, memleketten gelen mektupları ortaklaşa okuyarak aşmaya çalışıyorlardı. Almanya’daki ocaklar Türkiye’ye göre çok daha güvenli ve modern olsa da yeraltı her zaman riskliydi. 1960’lar ve 70’ler boyunca Ruhr bölgesindeki göçüklerde, gaz zehirlenmelerinde ve iş kazalarında onlarca Zonguldaklı madenci hayatını kaybetti. Hayatını kaybedenlerin cenazeleri, o dönem tıp dilinde "Heimatsarg" (Memleket Tabutu) denilen özel çinko tabutlarla uçak veya trenlerle Zonguldak’taki köylerine geri gönderildi. Sağ kalanların birçoğu ise yıllar sonra madencilerin meslek hastalığı olan silikozis (toz hastalığı) ile mücadele etmek zorunda kaldı.
Zonguldak'ta yapılan o meşhur ve ağır sağlık mülakatlarını geçen madenciler, önce kara yolu veya trenle İstanbul'a getirilmiştir. İş ve İşçi Bulma Kurumunun Tophane'deki merkezinde resmî işlemleri tamamlandıktan sonra, İstanbul Yeşilköy Havalimanı'na sevk edilmişlerdir.
Buradan kalkan Türk Hava Yolları (THY) veya Alman charter uçaklarıyla doğrudan Düsseldorf Havalimanı'na uçmuşlardır. O dönem Zonguldak'ta aktif bir sivil havalimanı bulunmadığı için tüm uçuşlar İstanbul üzerinden gerçekleştirilmiştir.
Zonguldaklı işçiler tamamen organize bir şekilde "toplu kafileler" hâlinde getirilmiştir. Göç süreci bireysel bir seyahat değil, iki devletin (Türkiye ve Federal Almanya) resmî kurumları tarafından en ince detayına kadar planlanmış toplu bir lojistik operasyonuydu:
27 Kasım 1961'de Almanya'ya uçakla ayak basan ilk resmî işçi kafilesi 55 kişiden oluşuyordu. Uçaktaki tüm madencilerin biletleri, pasaport işlemleri ve yol masrafları, onları istihdam edecek olan Alman maden şirketleri (örneğin Ruhrkohle AG bünyesindeki işletmeler) tarafından topluca karşılanmıştı.
İşte bu fotoğraf da o anda çekilmişti.
Düsseldorf'a inen 55 kişilik bu toplu kafile, Alman yetkililer ve fabrika temsilcileri tarafından karşılanmış; ardından kendileri için hazırlanan otobüslere bindirilerek topluca kalacakları bekâr yurtlarına (Ledigenheim) ve çalışacakları maden ocaklarına götürülmüşlerdir. Ruhr bölgesinde çalışan Türkiye'den gelen işçi sayısı daha sonraki yıllarda 18 bine çıkmıştır.
İlk giden Zonguldaklı işçi kafilesi uçakla gönderildikten sonra toplu nakiller, yerini Sirkeci'den kalkıp yine yüzlerce işçiyi topluca taşıyan ünlü "kara tren" seferlerine bırakmıştır.
Fotoğraftaki Zonguldaklı işçilerin yüz ifadeleri:
Büyük bir kısmı hayatında ilk kez uçağa binen işçilerin yüzlerindeki o heyecanlı, tedirgin ve neyle karşılaşacağını bilmeyen derin bakışlar net bir şekilde okunabiliyor.
Gurbete adım atarken her birinin en güzel ceketlerini giymiş olması, sinekkaydı tıraşları ve saç tarama şekilleri, o dönemin insanının işine ve çıktığı yolculuğa verdiği büyük saygıyı gözler önüne seriyor. Koridorun arka tarafında görünen üniformalı kişiler uçuş personeli ve onlara eşlik eden resmî görevlilerdir.
1970'lerin ortalarına gelindiğinde, başlangıçta "misafir" gözüyle bakılan işçiler ailelerini de Almanya'ya getirmeye başladılar. Özellikle Gelsenkirchen, Duisburg (Hamborn bölgesi), Essen ve Herne gibi maden şehirlerinde Zonguldak köyleri adeta yeniden kuruldu. Buralarda açılan Türk bakkalları, kahvehaneleri ve camilerle Ruhr Bölgesi, Türk kültürünün Avrupa'daki kalesi hâline geldi. Bugün Almanya'da yaşayan 3. ve 4. nesil Zonguldaklılar, Ruhr bölgesinin sosyal, siyasi ve sportif hayatında çok önemli bir yere sahiptir.
Zonguldaklı işçilerin çalışmak için geldiği maden ocakları 2018 yılında tamamen kapatıldı. Fakat Zonguldaklılar bugün Ruhr bölgesinin en fazla göçmen nüfusu olarak kaldılar.




