İşte Derya Aydan’ın Yayla Ortaokulu ile ilgili yazdığı yazı: “Yayla’nın yıkılması geleceğimi tehdit altında hissettiren çok çok büyük bir kalp kırıklığı bende. İçim eksiliyor. Aidiyet, güven duygum sarsılıyor. Kalbim ağırlaşıyor, nefesim daralıyor, kaygı artıyor. Basit bir “nostaljicilik” ya da “istemezükçülük” değil. Hiç değil. Anlatması zor bir şey.
Sanıldığı gibi Zonguldak aşığı değilim ben. Sıkılıp kaçmak istediğim bir kentti burası. Fırsat, imkan yok dedikodu çok, klasik (ve haklı) gençlik bunalımları.
Sonra bu fırsatları kendim yaratmayı akıl ettim, daha ziyade ihtiyaç hissettim. Kent Konseyi’nde düzenlediğimiz Bellek Yürüyüşleri ve kent söyleşileri ile kentin hikayesini bilir, parçalarını tanır, yapılarını fark eder oldum. Ve arkalarındaki anlamları. Birleşerek oluşturdukları bütünü. Bu bütünün 4 kuşaktır parçası olan ailemi, kendimi.
Böylece yavaş da olsa AİDİYET hissetmeye başladım. Zamanla oluşuyor bu duygu. Birikiyor, tanıdıklaşıyor, sırf alışkanlıktan değil, ait hissettikçe ANLAM kazanır oluyor - muş meğer. Yaşadım gördüm.
Sonra BİRİSİ geliyor ve senin yapılar, manzaralar üzerinden kurduğun bu anlamın köklerini tek tek kesiyor. Her sene bir kök. Üzülmez gidiyor. Şarjman rapid köprüsü ahşap yapılıveriyor. Alçakgönüllülükten nasibini almamış 4 minareli 3’er şerefeli devasa bir cami kent silüetini kaplıyor. Orta Kapuz bir kule ile resmen tecavüze uğruyor. Köprü yıkılıyor, yer yön oryantasyon yönelim sıfırlanıyor.
Şimdi Yayla okulu yıkılıyor. Yayla okulu, mahallemin girişinde gözlere şenlik bir zerafet simgesi. Önünden geçerken az katlı, bol ağaçlı, kota uyumlu yerleştirilmiş samimi yapısıyla içimi ısıtıyor. Artık öyle okullar (ve binalar) yapılmıyor. Özgün bir yapı. Tarihine girmeye gerek yok, tarihi önemini herkes biliyor. Yayla sineması dillere destan. Kapalı tutulmasına hayıflanır, bir gün kullanıma açılması hayali kurarken, ya yıkılması?
Bizim (merkez Zonguldak’ın) kaleleri, surları, arkeolojik kentleri yok. 200 yıllık bir kentiz şunun şurasında. Bunlar yerine şirketimiz, sonra kurumumuz var. Endüstriyel tarihimiz var. İyisiyle kötüsüyle. Onun yarattığı yapılar var, hikayeleriyle.
Bu kentin endüstriyel tarihinin direkt ve dolaylı özgün yapılarını yıkmanın, Diyarbakır’ın surlarını, Bodrum’un antik tiyatrosunu yıkmaktan farkı yok.
İşte bu yüzden siz her yıkımda yıllar içinde ilmek ilmek örülmüş bağları koparıyorsınuz. Bu yüzden Yayla’nın yıkılması geleceğimi tehdit altında hissettiren çok çok büyük bir kalp kırıklığı bende. İçim eksiliyor. Aidiyet, güven duygum sarsılıyor. Kalbim ağırlaşıyor, nefesim daralıyor, kaygı artıyor. Basit bir “nostaljicilik” ya da “istemezükçülük” değil. Hiç değil. Anlatması zor bir şey.
Derya Aydan-15 Mart 2026
Zonguldak Nostalji




