Zonguldak'ta keserli cinayet sanığının hırsızlık davası da birleşti! "Sigaraları almadım" Zonguldak'ta keserli cinayet sanığının hırsızlık davası da birleşti! "Sigaraları almadım"
Zonguldaklı Ufuk Tokmak, “Bir Koloni Mahallesi” başlıklı Pazar yazısında Zonguldak Fener Mahallesi’nin dikkat çeken taraflarını paylaştı. Tokmak; “Zonguldak‟ın Türkiye‟nin Paris'i olarak nitelendirilmesinde şehrin Paris‟e olan benzerliği değil, kente yerleşen Fransız mühendis ve personelin yaşam tarzıyla, bölge insanının etkileşimi ve kendi şehir planlamalarının bir örneğini şehrin belirli bir semtine inşa etmeleri etkili olmalıdır” dedi.
Tokmak’ın sosyal medya hesabında paylaştığı yazı şu şekilde:
“Pazar yazısı
1936-1937 yıllarında
BİR KOLONİ MAHALLESİ
Yazar Mehmet Seyda’nın Yanartaş‟ında, Zonguldak‟ın “koloni mahallesi” olarak adlandırılan Fener‟in görüntüsü de daha öncekilerin de bahsettiği şekilde, Zonguldak‟ta bir Fransız refah ve imtiyazı olduğunu açıkça gösterir. Plato olarak adlandırılan bu Fransız Mahallesi‟nde
“yayalar için merdivenli, kese yoldan iskele‟ye çabucak inilebilir. Evler büyüklü küçüklü bahçeler içerisinde, bahçeler ise tahta parmaklıklar ile çevrilmiştir. Çukurdaki şehir yazın sıcakta yanıp kavrulurken, Plato‟da ise serinliğin keyfi çıkarılır. Şehrin bu iki farklı bölgesi işçi ve işverenin statüsüyle de benzerdir. Bu benzerlik, Fener‟in temsil ettiği “imtiyazlı kişiler” ile “halkın kalanının yaşadığı” şehrin çukur
kısmı üzerinden kurulabilir. Bu nedenle Zonguldak‟ta yaşayan halkı genel olarak iki kısma ayırabiliriz: Fener‟deki “imtiyazlılar” ile şehrin çukur kalan kısmında yaşayan “işçi halk”. Fransızlar imtiyazlarını göstermek için şehrin en hâkim noktasına yerleşip
yüksekten bakmayı tercih ederken, işçi halkın yaşadığı şehrin çukur kısmı da yer altında çalışan işçiyi yine “altta yaşamaya” mahkûm eder.
Aynı yıllardaki Fener, Zonguldaklı yazar İrfan Yalçın’ın anılarında “egzotik görünümüyle göze çarpan büyük bahçeli, büyük gölgelere batmış korularla çevrili tipik Fransız evleri” olarak tasvir edilir.
“Yer üstünde çalışanların hiyerarşik durumuna göre tasarlanmış olan evlerden doğal olarak hiyerarşinin en tepedeki yöneticileri, mühendisler ve memurların bir bölümü” yararlanır. Yalçın, “kendi içinde ayrıcalıklar barındıran aristokratik bir yapılanmadan başka bir şey değil” dediği bu yerleşkeyi devamında şöyle anlatır:
“Ama ne olursa olsun, bir yönetim başarısı yine de; çok planlı, örnek güzellikte bir yerleşim alanı oluşturulmuş çünkü. Küçük, dalgın bir koyun içine oturtulmuş Deniz Kulübü; her yanı ağır gölgeli ağaçlarla çevrili tenis kortları; cennetin Zonguldak şubesi denebilecek misafirhaneler; tek katlı, çok sevimli evler; bayılmış çiçek kokuları ve kuş sesleriyle dolu bahçelerde, villaları, dahası rezidansları andıran
inanılmaz güzellikteki köşkler; bahar çıldırdığında, nisan ve mayıs göklerinden boşanan yağmurlardan sonra bütün mahalleyi saran, insanın yüreğini, kanını oynatan gül, leylak, lavanta, hanımeli ve karanfil kokuları… Batı kültür ve mimarisinin izlerinin çokça görülmesi Fener‟in, “Fransız Evleri” ya da “Fransızlar‟dan Kalma Evler”olarak anılmasına neden olur. Mahalle, sahip olduğu zengin kültür sebebiyle o zamanki İstanbul‟un Nişantaşı, Suadiye ve Moda’sının kültür ve sosyal yaşamından daha renkli ve ayrıcalıklıdır. Bu yerleşkede göze çarpan “içi
meyve ağaçları ile bezenmiş ikişer katlı evler” olur. Yerleşkenin; tenis kortu, sinema ve ekonomoya bağlantısı ise, “tepelere doğru yükselen ormanları evlerden ayıran bir yol” ile sağlanır. Mahallede, işçilerin ihtiyaçları için inşa edilmiş olan yapılar da göze çarpar.
“Ekonomalar” bu zamanlar, “maden işletmesinde çalışanlara hizmet eden” ve alışverişlerin “tike” adı verilen biletlerle yapıldığı, işçi ailelerinin yoğun yaşadıkları bölgelerde kurulan bakkallardır. Evler büyüklüğüne göre “A, B, C, D, E, ve K tipi” diye sınıflandırılır. Bu evlerden, “hemen fenerin altındaki D tipi büyük evde yazar Ahmet Naim Çıladır ve ailesi” yaşar. Şirketin buradaki sinemasında ise çocukların hiçbir zaman vazgeçemediği Tarzan filmleri gösterilir.
O yıllarda Fener, Orhan Veli‟nin şiirlerine dahi ilham verecek kadar dikkat çekicidir.  Dolayısıyla, şairin Yol Türküleri şiirinde bahçeleriyle gözleri büyüleyen bu mahalle mısralara; “.../ Balkaya‟dan Kapuz‟a kadar/ Karış karış biliriz biz bu şehri/ Eki‟nin çiçekli bahçeleri/ Rıhtıma kömür taşıyan vagonlarıyla/ Paydos saatlerinde yollara  dökülen/ Soluk benizli insanlarıyla...” ifadeleriyle dökülür. Mahallenin edebiyatta kendine yer edinmesi yukarıda verilen münferit örneklerden  anlaşılacağı üzere, ilk bakışta dikkati çekecek kadar Batılı kimliğini göstermesi ve şehrin diğer mahallelerinden farklı oluşuyla ilgilidir. Öyle ki, bu zamanlar Zonguldak‟ın “Türkiye‟nin Paris”i olarak nitelendirilmesinde şehrin Paris‟e olan benzerliği değil, kente yerleşen Fransız mühendis ve personelin yaşam tarzıyla, bölge insanının etkileşimi ve kendi şehir planlamalarının bir örneğini şehrin belirli bir semtine inşa etmeleri etkili olmalıdır.
İsmail Habib Sevük, Fener‟den ve iki yönetimin algı farklılığından, “öteki tepe, eski şirketten alınan kısım... geniş, sessiz, ruh dinlendiren, gürbüz ağaçlı ve bol çiçekli bir park içinde beyaz endamiyle boylu poslu bir villa: Belli, onlar için en başta düşünülen şirketin başında olanlarmış” ifadeleriyle bahseder. Hepsi ağaçlarla gömülü; kârgir, beyaz, birer ikişer katlı, taşkın saçaklı sayfiye evleri: Orası eski Frenk Mahallesi; eskiden Türkler‟in adım atamadığı yer, vatan içinde vatanı fethedişimizin küçük bir işareti daha, artık orası da bizimdir.
Ufuk TOKMAK (Zonguldak tarihinden bir yaprak, Mehmet Seyda, İrfan Yalçın ve İsmail Habib Sevük ten alıntılar)”