Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN) Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Şenol Hakan Kutoğlu’nun Endüstri mirası ve kimlik ilişkisini hakkında kaleme aldığı yazı Madencilik ve Yerbilimleri Dergisi’nin 5. Sayısında yayınlandı. Kutoğlu; “Toplumların geliştirdikleri kurumlar ve politikaların kültürünün bir yansımasıdır, kültür de coğrafyanın. Göçler bile coğrafyanın eseridir; bir zamanlar büyük nüfusları besleyen coğrafyalar o ve/veya bu nedenle artık eski verimliliğini kaybettiğinde yeni coğrafyalara göç ederler” dedi.
KUTOĞLU’NUN DERGİDE YER ALAN YAZISI ŞU ŞEKİLDE:
“Ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmişlik ile ilgili konuşmalarda 14. yüzyılda yaşamış bir tarihçi, sosyolog ve düşünür olan İbn-i Haldun’a atfedilen “Coğrafya kaderdir” sözüne sıkça başvurulur. Her ne kadar İbn-i Haldun’un bu ifadeyi doğrudan kullandığına dair herhangi bir kanıt bulunmasa da eserlerinde coğrafyanın toplumlar üzerindeki etkisini derinlemesine incelediğine değinilir. İbn-i Haldun’un coğrafyanın toplumlar üzerindeki etkisini anlattığı temel eseri “Mukaddime”de coğrafyanın, özellikle iklimin ve toprağın, toplumların gelişimi üzerindeki etkileri ayrıntılı bir şekilde ele alınır.
Sözlüklerde kader kavramının anlamı; değiştirmenin olası olmadığı yaşantılar olarak açıklanmaktadır. Bu manada yaklaşıldığında kader kelimesi insanlar üzerinde olumsuz bir etki yaratmaktadır. Belki de bu nedenle bilerek veya bilmeyerek bu söz toplumlarda durumunu kabullenme duygusu yaratmak için kullanılmaktadır. Bahaneler de bu yolla iyi bir gerekçe yaratılmış olur. Oysa kader bir yaşam yoludur. Yaşam boyunca karşılaşılan durumlar (coğrafya gibi) o yol üzerindeki tercihlerinizdir. Tercihler kaderinizi belirler. Ya mücadeleyi seçersiniz ya da durumunuzu kabullenirsiniz. Mücadele edenler gelişir, güçlenir; içinde bulundukları coğrafi koşullardan yararlanarak araç, gereç, teknoloji ve netice itibariyle de bir kültür geliştirir.
COĞRAFYA VE KÜLTÜR
Coğrafya kelime anlamı olarak yeryüzü ve insanlarla çevreleri arasındaki ilişkileri inceleyen disiplin olarak tanımlanmaktadır. Dünya üzerindeki konumunuz, topografya, jeoloji, iklim, bitki örtüsü hepsi birbiriyle etkileşim içindedir. Çöl, bozkırlarda yaşayan toplumlar hayvancılıkla uğraşmışlar, ovalarda sulak alanlarda yaşayanlar tarımla, ormanlık alanlardakiler ormancılıkla. Yeraltı zenginlikleri bulunan yerlerde madencilikle uğraşılmıştır. Taşlık yerlerde taş, ormanlık alanlarda odun, iklimlerine göre toprak, çöl ve bozkırda çadır evlerde yaşamışlardır. Coğrafyalarına ve uğraşılarına uygun beslenirler, giyinirler, mimari ve sanat oluştururlar ve bilgi-yetenek sahibi olurlar. Bu deneyim ve birikimler nesilden nesile aktarılarak bir süre sonra toplumsal kültürü meydana getirirler.
Madencilik de yukarıda açıklanmaya çalışıldığı üzere gerçekleştirildiği coğrafyalarda nesilden nesile aktarılarak kendine özgü toplumsal bir kültür yaratmıştır. Kent ekonomileri kömürle iç içe geçmiş sektörler çerçevesinde gelişmiş, diğer sektörler çoğu kez uzak kalmıştır. Zonguldak özelinde konuşulacak olursa, eşsiz tüm doğal güzelliklerine karşın günümüze kadar ne ekoturizm, ne denizcilik sektörü ne de diğer hizmet sektörleri geri planda kalmıştır. Elbette ki madencilik kökenli bir kent olmasından dolayı kentin kültürü de bir tarım kentine göre oldukça farklı gelişmiştir.
Bu noktada Daren Acemoğlu ve James A. Robinson’un yazdıkları Ulusların Düşüşü isimli önemli eserine atıfta bulunmadan geçemeyeceğim. Bu eserde ulusların gelişmişliğini belirleyen faktörün coğrafyadan ziyade kurumlar ve politikalar olduğu söylenmektedir. Kanımca bu yanlış bir yaklaşım değildir ancak coğrafya kelimesinin yukarıda belirtildiği geniş anlamda değil de sadece konum olarak değerlendirilmesinden kaynaklanmaktadır. Toplumların geliştirdikleri kurumlar ve politikaların kültürünün bir yansımasıdır, kültür de coğrafyanın. Göçler bile coğrafyanın eseridir; bir zamanlar büyük nüfusları besleyen coğrafyalar o ve/veya bu nedenle artık eski verimliliğini kaybettiğinde yeni coğrafyalara göç ederler. Göçlerle bir araya gelen toplumlar uzlaşı içinde yaşayabilmek için yeni kurumlar ve politikalar geliştirmek durumunda kalırlar.
Bu tartışmayı başka bir zamana bırakarak konumuza dönecek olursak, kültür de bir toplumun ve toplumda yer alan bireyin kimliğini tanımlar. Örnek vermek gerekirse; “Biz madenci torunlarıyız” sözü Zonguldak’ta hemen herkesin bildiği sıkça kullanılan bir toplumsal kimlik ifadesidir.”








