Bilim temelli dünya görüşü, ekolojik tasarımları ve enerji döngüsü üzerine odaklanan düşünceleriyle tanınan iş insanı, ekolojist ve düşünür olarak bilinen Zonguldaklı Dr. Cemil Çakmaklı Kömür ve Filyos üzerine bir yazı kaleme alarak “Zonguldak’ta projesiz olmak, savaşta silahsız olmaya benzer” diyerek Kömür ve Filyos’un önemine değindi.

BÜYÜK İLGİ GÖREN CEMİL ÇAKMAKLI’NIN YAZISI…

“Ben Zonguldaklıyım.

Hep derim ki; Zonguldak’ta projesiz olmak, savaşta silahsız olmaya benzer.

Bölge için projeniz yoksa eğer; önce ne yapacağınızı bilemez ortalarda bocalayıp durursunuz, sonra hem yolunuzu kaybeder, hem Zonguldak’a yolunu kaybettirirsiniz.

Bu yüzden; Zonguldak için; önce bir ‘’Kömür Havzası Dönüşüm Projesi’’, sonra ‘’Filyos Havza Projesi’’ ile neredeyse kırk yıldır ilgileniyorum. Bu iki projenin birbiriyle çakışan kaderleri ve hikayeleri var. Bu projelerle ve bu proje süreçleriyle olan ilgimi tarihe -haşa- zamana not düşmek için belki de ilgi duyan birilerinin işine yarar diye aşağıda paylaşıyorum.

A. KIRK YILLIK İKİ PROJENİN HİKAYESİ

Tam 43 yıl önce…

7 Mart 1983 günüydü.

Kömür her zaman yaptığı gibi yine metan doğurmuştu.

Ve Kandilli’de 103 madenci şehit olmuştu.

Yağmurlu bir gündü.

Adeta gökyüzü ağlıyor, bütün Kandilli ağlıyordu.

Kırmızı bayraklı 103 tabut ve sırılsıklam olmuş kalabalık koskoca Kandilli’ye sığmıyordu.

Ülkenin Başbakanı; Bakanlarıyla birlikte oradaydı.

Bu satırların yazarı da onların arasındaydı.

Tören boyunca herkes suskundu.

Başbakan törende kendini sıktı, gözyaşlarını tuttu.

Ankara’ya dönüş yolunda beni arabasına davet etti.

“Cemil Bey…” dedi.

Sözünün devamını getiremedi.

Tören boyunca tuttuğu gözyaşları bir anda boşaldı.

Bir müddet sonra toparlandı ve sordu:

“Ne yapacağız?”

Sonra tekrar konuştu:

“Siz buralısınız…

Üstelik tasarımcı ve plancısınız…

Söyleyin, ne yapacağız?”

Yıllardır üzerinde çalıştığım için cevabım hazırdı.

“Kömürü değil, insanı yeryüzüne çıkaracağız.”

‘’Ama bunu; bu bölgeye 200 yıldır hayat, kimlik ve enerji veren, hele hele bir sürü diplomatik oyunla petrolsüz bırakılan Cumhuriyetin ilk 25 yılında ülkenin enerji bağımsızlığını tek başına koruyan kömürü ve Zonguldaklı madencileri unutmadan yapacağız’’ dedim.

Ankara yolunda yarım saatte; insani hassasiyetleri çok yüksek ve bu yüzden çok üzgün olan rahmetli Bülent Ulusu’ya Zonguldak dönüşümünü ve Filyos Projesini özetledim.

Kalp hastalarına umut; Kriyobalon Ablasyon yöntemi ilk kez Zonguldak’ta
Kalp hastalarına umut; Kriyobalon Ablasyon yöntemi ilk kez Zonguldak’ta
İçeriği Görüntüle

Mutlaka kömür havzasının ve Filyos Havzasının birlikte yeniden planlanması gerektiğini anlattım.

Konvoyu durdurdu.

Arkadaki arabalardan birinde olan İmar Bakanı rahmetli Ahmet Samsunlu’yu çağırdı.

Öndeki korumayı gönderdi, koruma koltuğuna Samsunlu’yu oturttu.

“Bak Ahmet Bey” dedi,

“Cemil Bey bana Zonguldak’a çözüm için Filyos Projesini anlattı.”

Samsunlu dinledi ve dedi ki:

“Bilmez miyim efendim…

O benim yakın arkadaşımdır.

Ailece görüşürüz.

Her sofrada yemek yemez, Filyos diye diye başımın etini yer.

Bu yüzden konuyu çok iyi biliyorum.”

Rahmetli Ulusu hemen kararını verdi.

“O halde döner dönmez kurun ekibi.

Bana sürekli bilgi verin.

Bu projelendirmeyi en kısa zamanda bitirin.

Her sıkıntıda da bana gelin.

İnsanlarımızı ölümden, beni bu acı sorumluluktan kurtarın.’’ dedi.

Böyle başladı Kömür Havzası Dönüşüm Projesi ve oradan Filyos Havzası Projesine geçiş süreci…

Bir yandan kömürün yakıttan karbon kimyasına dönüştürme süreci tartışılırken, biz her gece İmar ve İskân Bakanlığı planlamacılarının başında Filyos Vadisi Projesi çalışmaya başladık.

Bu arada Bakanlar Kurulu önerimiz üzerine 11 Nisan 1983 tarihinde, Kandilli grizusundan tam 34 gün sonra önemli bir karar aldı.

Taşkömürü konusu; ‘’ayrı bir maden’’ olarak tanımlandı ve ayrı bir örgütlenmeye kavuşturuldu. Taş kömürü üretimi; Türkiye Kömür İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nden (TKİ) ayrılarak Türkiye Taşkömürü Kurumu(TTK) olarak yeniden örgütlendi. Yani taşkömürü linyitten ayrıldı.

Bu ayrılış; ‘’taşkömürünü yakacaktan öteye geçirmek’’ demekti.

B. TAŞKÖMÜRÜ YAKACAKTAN ÖTEYE GEÇİYOR

Zonguldak’ın sorunu kömür üretim miktarının düşüklüğü değildir. Asıl sorun; kömürün hala yalnızca ‘’yakıt’’ olarak görülmesidir. Oysa kömür karbon demektir. Karbon ise; 21. Yüzyılın en kritik malzemelerinden biridir.

Taşkömürü esasında bir yakacak değil, karbon kimyasının hammaddesidir.

Karbon; bataryaların anot malzemesidir. Karbon, fiber üretimidir, elektrot teknolojisidir. Enerji depolama sistemlerinin temel girdisidir. Enerjinin gerçek değeri depolama kapasitesiyle ortaya çıkar. Depolamanın kalbinde ise karbon temelli malzemeler yer alır. Böylece enerji egemenliği artık yalnız kömür üretmekle değil, enerji teknolojisinin girdilerini üretmekle sağlanır.

Taşkömüründe yakacaktan öteye geçmek bu demektir.

Bu yaklaşım; Zonguldak’ta enerji üretmenin ikinci dönemini başlatacaktır.

Bu yol kömürü yakarak değil, havzayı; karbon kimyasına dönüştürerek katma değer üretmenin yoludur. Olumsuz jeolojik yapı yüzünden sürekli zarar eden kömür üretimini bu zarardan kurtarmanın yoludur. Bu yol; üniversiteler, araştırma merkezleri, batarya teknolojileri ileri malzeme laboratuvarlarıyla Zonguldak’a yeni bir gelecek çizmenin yoludur.

Ayrıca; kömür damarlarının yanı sıra üreyen metan gazı potansiyelinin, kömürü çıkarmadan yeryüzüne çıkarmanın peşine düşülmelidir. Bu zaten iş güvenliği açısından gerekli olan metan drenajını bilimsel ve teknik yöntemlerle, Amerikan kaya gazı teknolojilerine benzer bir biçimde dışarı çıkarmak demektir. Bu konu; geliştirilmesi gereken bir mühendislik ve teknoloji meselesidir.

Kısaca Zonguldak’ı ‘’Yakılan Kömür Üretimi Havzası’’ndan bir ‘’Enerji Teknolojileri Havzası’’na dönüştürmek mümkündür.

Bu konu için bir ‘’Zonguldak Dönüşüm Stratejisi Raporu’’ hazırlandı ve şu üç soruya cevap arandı.

1. Zonguldak Kömür Havzasının gerçek üretim potansiyeli nedir? Kömür üretimi, ‘’ölümsüz ve zararsız’’ nasıl sürdürülebilir?

2. Kömür damarlarında bulunan metan gazı tehdit olmaktan uzaklaştırılıp, kömür üretiminden ayrı olarak nasıl yeryüzüne çıkarılabilir?

3. Havza; karbon teknolojileri ve enerji üretimi açısından nasıl yeni bir yapıya dönüştürülebilir?

Bu konular uzun uzun araştırıldı ve bilimsel bir rapora dönüştürüldü. Dönüşüm stratejileri oluşturuldu. Çünkü; ancak, bu üç alanın birlikte geliştirilmesi Zonguldak Kömür Havzasının zarardan kara, israftan verimliliğe dönüştürülebileceği görüldü.

Sonuç olarak bu rapor; Zonguldak Kömür Havzasının dönüştürülerek geçmişte olduğu gibi Türkiye ekonomisinde stratejik bir rol oynayabileceğini ortaya koymuştur.

Bu ihtiyaç kırk yıl sonra daha büyük, daha gerçek verilerle ortaya çıkmıştır.

Bugün Türkiye Taşkömürü Kurumu(TTK)nın üretimi 1 milyon ton civarına düşmüş, bu üretim için bile güvenlik sağlanamadığı için yüzlerce yıllık ocaklar kapatılmaktadır.

Diğer yandan bölgede kömür üretilememesi yüzünden Zonguldak kıyılarında elektrik üretimi için 19 milyon ton ithal kömür yakılmakta ve bölge zehirlenmektedir. Öte yandan demir-çelik üretimi için çok daha ucuz şartlarla 7milyon tonu aşkın kömür ithal edilmektedir. Bütün bu şartlar Zonguldak kömür havzasının yakacak kömürden uzaklaştırılıp, bir karbon ve enerji üretimine doğru dönüştürülmesini zorunlu kılmaktadır.

Çalışmalar ilerledikçe bu havza dönüştürme fikrinden, dönüşüm teknolojilerinin gerçekleşeceği Filyos Vadisi Projesine geçildi.

Ben de; bu iki konunun sadece siyasi kanallarla yürüyemeyeceğini bildiğimden ve bölgenin 200 yıldır seyredip bekleyen toplumsal yapısının öneren ve önerisine sahip çıkan bir yapıya evrilmesi umuduyla ve bölge halkına bu projeleri benimsetmek için Zonguldak Yüzüncüyıl Vakfı’nı kurdum. Kuruluşu Atatürk’ün doğumunun yüzüncü yılı ile birleştirerek, onun direnişçi ve kahraman ruhunun bölgeye sinmesini hayal ettim.

Ardından Başkanı olduğum Bütçe Komisyonunda; 1983 bütçesine, konsepti belirlenmiş ve projenin can damarı olan Filyos Limanı Etüdü için 30.000 TL’lik bir başlangıç ödeneği konuldu.

Bakanlıkların Filyos Vadisi Projesi için ne yapacakları teker teker belirlendi ve bu görevler bizzat Başbakan tarafından ilgili Bakanlıklara tebliğ edildi.

Filyos Projesi, bir kömür havzasının dönüştürülmesi niyetine dayalı olarak ama o niyeti de aşarak ‘’Bir Havza Projesi’’ olarak böyle yola çıktı.

Başlangıçta herkes bu projeyi körün fil tarifi gibi anladı. Kimisi kulak tarif etti, kimisi hortum, kimisi kuyruk. Ama çoğunluk onu bir liman projesi zannetti.

Fakat o bir liman projesi değil, bir havza projesiydi.

C. NEDİR HAVZA PROJESİ?

Havzalar sadece coğrafi bir alan değil, yaşayan bir doğal sistemdir. Ve bu sistem dört katmandan oluşur. Atmosfer katmanı, hidrolojik katman, ekolojik katman ve insan katmanı. Bu dört katman birlikte ele alınır.

* Atmosfer katmanında; havzanın yağış ve iklim karakteri

* Hidrolojik katmanda; suları, nehirleri, yer altı suları ve gölleri

* Ekolojik katmanında; ormanlar, sulak alanlar, tarım ve biyolojik çeşitlilik

* İnsan katmanında ise; şehirler, sanayi, ulaşım, enerji üretimi konuları ele alınır. (Mesela Filyos Havza Projesinde Zonguldak’ın dönüşümü bu katmanda yer aldı)

Doğada var olan her şey ve projeler; böyle bir bütünleşik yapı ele alınamazsa, havza planlaması yapılamaz.

Ama hala öyle ya, o yıllarda Türkiye’nin planlaması havza merkezli değil şehir merkezliydi.

Türkiye yaklaşık 26 büyük havza üzerine oturmasına rağmen, ülkenin mekânsal planlaması bu havzaları gözetmiyordu. Planlama çok yanlış bir çizgide yürüyordu. Filyos havza projesi bu yanlışın düzeltilmesi için ilk örnek olarak da ortaya çıktı.

Ama istikrarsız siyaset ve kendini ‘’Zonguldak Zannedenler’’in yanlış yaklaşımları ile bu doğru başlangıç sağlıklı biçimde sürdürülemedi. Proje; dura kalka, bozula düzele yürüdü, bugünlere kadar geldi.

D. FİLYOS PROJESİNE YAPILAN YANLIŞLAR

1. Limanın İşgali ve Vadi Projesinin İhmali

Baştan beri anlatmaya çalıştığım gibi Filyos Havza Projesi; kömür çağı bittiği ve zaten Kömür Havzasının tektoniği bozuk ve maliyeti yüksek olduğu için ‘’Zonguldak Kömür Havzasının Dönüştürülmesi’’ anlayışının sonunda geliştirdiğimiz bir projeydi.

Kömür Havzasından ölümlere neden olmayacak emniyet tedbirleri alınarak ve çok yüksek maliyetleri düşürecek teknolojiler geliştirerek üç milyon ton civarında kömür çıkarılması düşünüldü. Çıkan bu kömürün; karbon kimyası teknolojileri için kullanılması planlandı. Bu yolla güneş enerjisi alt yapısını oluşturacak, batarya ve enerji depolama sistemlerinde kullanılacak grafit, karbonfiber, aktif karbon ve grafit elektrot üretilecekti. Bu üretimler için Filyos Limanına bitişik vadi kesimi; Yüksek Teknoloji Vadisi haline dönüştürülecekti. Filyos Limanı da bu havzanın ve yüksek hızlı trenle bağlanılacak Ankara Anadolu Sanayisinin ihraç limanı olacaktı.

Ama; Karadeniz’de doğalgaz bulununca bütün bunlar unutuldu.

Zar zor tamamlanan liman; doğalgazın karaya çıktığı yer haline getirildi ve 10-15 km içeri yapılması gereken ‘’Doğalgaz İşleme Tesisleri’’ limanın 2 km bitişiğine yapıldı. Liman Türkiye petrollerine ve onun operasyon şirketi OTC’ye devredildi. Liman; tam bir doğalgaz terminaline dönüştü.

Filyos Limanı ve onun arkasındaki Filyos Vadisi Projesi adeta unutuldu. Vadideki bütün yerleşmelerin; Çaycuma’nın, Devrek’in, Gökçebey’in, Karabük ve Bartın’ın kalkınma umutları çöpe atıldı.

Şimdi ilk yapılması gereken şey; Filyos Vadi Projesinin canlandırılması, Limanın hem doğalgaza hem de Filyos Vadisi Projesinin yararlarına uygun hale getirilmesi gerekmektedir.

2. D.S.İ Seddeleri Ve Kamulaştırma Yoluyla Taşkın Havzasının Yok Edilmesi

Artık bütün dünya; taşkın havzalarını seddeleme yanlışını terk ederken ve eski yaptığı seddeleri kaldırırken bizim bir türlü kendini yenileyemeyen D.S.İ Teşkilatımız; Filyos Nehrinin taşkın havzasını Devrek’ten Filyos’a kadar seddeledi. Sedde dışında kalan alanlar kamulaştırıldı ve imarlandı. Gelin rakamlara bakalım:

Devrek’ten Filyos’a;

Doğal taşkın havzasının yüz ölçümü: 60 milyon m2(60 km2),

Sedde içi taşkın koruma alanı = 20 milyon m2(20 km2)

Tam rakamlara ulaşamıyoruz ama kamulaştırılması muhtemel olan alan da yaklaşık 40 milyon m2 (40 km2)

Görülüyor ki; Filyos vadisindeki doğal taşkın alanının, üçte ikisi artık nehir sisteminin dışında kalmış, çoğu imarlanmış ve üzerine yerleşilmiştir. Bu demektir ki doğal nehir yatağının üçte biri nehre bırakılmış, üçte ikisi ise kamulaştırılarak üzerine yerleşilmiştir ya da yerleşilecektir.

Nehrin bu üçte bire sığmadığı bir zaman gelirse eğer; nehir sedde dışında bina ve yapı bırakmayacaktır. Bu risk; belirsiz bir zaman için her zaman vardır.

3. Limanı; Ankara’ya ve Ankara Lojistiğine Bağlayacak Olan Yüksek Hızlı Treni Unutuldu

Filyos Limanının; 1938’lerde yapılan dolambaçlı ve düşük hızlı Ankara, Irmak, Karabük, Çaycuma’dan geçen 430 km’lik hattan beslenemeyeceği baştan belliydi. Bu hattan; Ankara’dan, Filyos’a ulaşım 10 saati buluyordu.

Bunun yerine; çift hatlı elektrikli hızlı, karma (yük+yolcu treni) Filyos/ Çaycuma/ Devrek/ Mengen/ Kıbrıscık/ Kızılcahamam/ Ankara hattı önerisi vardı.

230 km’lik bu hızlı hat, Filyos Limanı/ Ankara bağlantısını 2 saate düşürüyordu. Bu konu Vakıfça hep takip edildi ve en son 2020 tarihli ‘’Filyos Lojistik Merkezi Ön Fizibilite Raporu’’nda yer aldı. Liman; doğalgaz terminaline dönüşünce bu konu da rafa kalktı.

Dünyada bütün büyük limanların arkasında hep hızlı tren hatları vardır. Böyle bir hat yoksa, limanlarda işlemez. Onun için Filyos Projesinin en kritik noktası budur. Mutlaka gerçekleştirilmelidir.

4. Daha Hiçbir Şeye Başlamadan Kurulması Gereken Filyos Havza Otoritesi Kurulamadı

Dünyadaki çoğu havza projeleri; o havzadaki demokratik kuruluşlar, kamu otoriteleri, sivil toplum örgütleri ve üniversitelerin birlikte oluşturduğu otoritelerce yönetilir. Bu otoriteler özel kanunlarla kurulur. Bunlar; finansal ve yönetsel bağımsızlığı olan etkin kuruluşlardır. Bir anlamda bu kuruluşlar; bölgenin bütünleşerek kaderine sahip çıkma örgütleridir.

5. Bırakın bölgenin; Zonguldak’ın, Bartın’ın, Karabük’ün bütünleşip kendi kaderine sahip çıkmasını, projenin gerçekleşeceği dönemde bölgenin idari yapısı parçalandı. Bir vilayetten üç vilayet çıkarıldı. Bartın ve Karabük ayrı illere dönüştü. Bu parçalanma; Filyos Vadi Projesine çok zarar verdi.

6. Havzanın Suyunun %60’ı Bolu dağlarından gelir. Gerede’deki Ulusu deresiyle vadiye iner. Vadinin bu suyu; Gerede’de kurulan bir transfer regülatörüyle Ankara’ya/Çamlıdere’ye aktarıldı. Bu havzadan havzaya su nakli cinayetini herkes seyretti, hiç kimsenin sesi çıkmadı.

7. Membadan itibaren, Gerede Organize Sanayi Bölgesinden başlayarak her yerleşme ve sanayi noktasında havzanın suyu kirletildi.

8. Koskoca Filyos Su Havzası; suyun Ankara’ya aktarılması ve kalan suyun kirletilmesi yüzünden susuz bırakıldı.

Böylece havza planlıyoruz derken, havza parça parça edildi ve halk tabiriyle ‘’deli kızın çeyiz bohçası’’na dönüştü.

E. DÜNYA NE YAPIYOR, BİZ NE YAPMALIYIZ?

Bu çalışma yapılırken dünyadaki bütün havza planlama uygulamalarını inceledik.

* Almanya’da kömür üretiminin merkezi olan Ruhr Havzasının; yeniden planlanarak kömür havzasından, turizm, sanayi ve teknoloji havzasına dönüştürüldüğünü

• ABD’deki Tennessee Havzasında; enerji, tarım, ulaşım, sanayi ile birlikte planlandığını ve özellikle kurduğu ‘’Tennessee Valley Authority’’ dünyaya örnek olacak bir yönetim biçimiyle planlanıp, yönetildiğini

* Yine ABD’deki Silicon Valley bir ‘’Yaratıcı Girişim Havzası’’na dönüştürüldüğünü,

gördük.

Yirmi altı havza üzerine oturmuş Türkiye’de ise havza planlaması unutularak, havzalar; taşkınlara, kuraklıklara, tarım krizlerine, su kirliliğine ve yanlış planlanmış barajlara dönüştürüldü. Filyos Havza Planlaması; nehir sisteminin planlama birimi haline getirildiği ilk yaklaşımdır. Aslında kömür havzasının dönüştürülmesi için zaten gerekli olan Filyos Havzası planlamasının dünya havza planlama kültürüne uygun olarak ele alınması gerekirdi.

Ama olmayan havza planlama kültürü ve kurulamayan yönetim sistemi yüzünden projenin üstüne proje bindirildi, pek çok şey yapılmasına rağmen istenilen sonuçlara tam kırk yıldır ulaşılamadı.

F. PEKİ ŞİMDİ NE YAPMALIYIZ?

1. Filyos Havzası Projesi için yapılması gereken ilk şey; bir doğalgaz terminaline dönüşmüş limanın bu gerçeğini kabul ederek, Limanın bir bölümünü Filyos Havza Projesi amaçlarına uygun olarak lojistik limanı haline getirmeli ve bu limanı çift amaçlı olarak kullanmalıyız.

2. Bölgenin kaderine sahip çıkabilmesi için Filyos Havza otoritesi acilen kurulmalıdır:

Bu otorite Tennessee’de olduğu gibi özel kanunla kurulmalı ve bağımsız bütçesi olmalıdır. Bu otoriteyi; bölge demokrasisini oluşturan Yerel Yönetimler, İl Özel İdareleri ile Kamu Otoriteleri ve Üniversiteler oluşturmalıdır. Havza Yönetiminin; Havza Yüksek Kurulu, Havza İcra Kurulu, Havza Bilim Kurulu gibi kurullardan oluşması ve kuvvetli bir yönetim ve bütçe yapısına sahip olması gerekmektedir. Bu konuda taa o zamanlarda her türlü hukuki alt yapı ve yönetmelikler hazırlanmıştı. Halen de hazırdır.

3. Havzanın ana omurgası olan Gökçebey dahil Filyos-Devrek aksı imar kirliliğinden kurtulmalı, Belediyelerin işbirliği ile sadece taşkın havzası değil, yamaçları da içeren bir gelecek planlaması yapılmalıdır. Bunun için gerekiyorsa bir ‘’Belediyeler Birliği’’ düşünülebilir.

4. Şimdiye kadar unutulan, vadi omurgasından geçen çift hatlı ve elektrikli hızlı tren hattı ile Filyos Limanı ve Ankara arasında bir bağlantı kurulmalıdır. Bu bağlantı vadi omurgasından yani Filyos-Çaycuma-Devrek’ten geçerek, Ankara’ya ulaştırılmalıdır. Bu proje limanı yaklaşık 2 saatte Ankara’ya bağlayacak, limanın can damarı olacaktır.

5. Doğalgaz baskısının unutturduğu entegre havza planı yeniden ele alınmalıdır. Bu entegre planda; Çaycuma, Devrek, Gökçebey, Bartın ve Karabük’ün bölgesel kalkınması ayrı ayrı ele alınmalıdır.

6. Bir zamanlar; kırk yıl önce bir zamanlar, zaten başlanmış olan bu proje başlangıçta olduğu gibi ekosistem, tarım, su yönetimi, sanayi, ulaşım ve yerleşim dengesi gözetilerek yeniden revize edilmelidir.

G. SADECE YEŞİL KUŞAK YETMEZ

Geçtiğimiz günlerde yerel gazetelerde bir haber okudum.

Bizim vadinin çoğunu yakından tanıdığım muhalif, muvafık altı belediye başkanı Devrek’ten Filyos’a kadar, ırmağın her iki tarafında otuzar metrelik bir yeşil kuşak oluşturmak için bir araya gelmişler. Bu iyi insanların iyi niyetleri ve konunun bir bölümüne yeniden sahip çıkmaları son derece sevindiricidir. Ve kırk yıldır ayakta kalma mücadelesi veren Filyos Havzası Projesi için bölge belediyelerinin bir araya gelmesi çok önemli bir durumdur. Bu başlangıç yani konuyu belediye sınırlarının dışına taşırarak ele almak; alkışlanmalı ve desteklenmelidir.

Ama bilinmelidir ki Havzaya; Devrek’ten Filyos’a uzanan bir yeşil kuşak yetmez.

Havza bütün boyutlarıyla ele alınmalı, Zonguldak dönüşüm projesiyle yeniden entegre edilmeli, mekânsal olarak da dereleri tepeleri ile Karabük’ü, Yenice’yi, Dirgine’yi, Beycuma’yı hatta Gerede’yi bile kapsamalıdır. Filyos ırmağına su veren her yeri kapsamalıdır.

Bu anlayışla; bölge belediyeleri kendilerinin de içinde olduğu özel bir kanunla Filyos Havza Otoritesinin kurulmasına öncülük etmelidirler.

İnanın ondan sonra her şey daha hızlı yürüyecektir…

H. SONUÇ

Bugün Filyos Vadisi’nin temel sorunu sadece yeşil kuşak eksikliği değil, sorun havzanın bir bütün halinde yönetilememesidir.

Bölgenin; bir yönetim birimi kurarak, kaderine el koyamamasıdır.

Dünyada başarılı örnekler bize şunu göstermektedir:

Bir havza yönetimi yoksa; bölge insanı ve kurumları kendi kaderine sahip çıkamıyorsa, kendi gelirine ve yönetim otoritesine dayalı bir havza yönetimi kurulamıyorsa, havza projeleri yürütülemez. Bu yüzden bütün havza belediye başkanları; Filyos için ta başta önerilen Havza Yönetimi Otoritesi kurulmasına öncülük ederek işe başlamalıdırlar. Bu havzanın ve Zonguldak’ın, Bartın ve Karabük’ün ortaklaşa kurtuluşu olacaktır.

Belki de bu durum Türkiye için; yeni ve doğru bir planlama anlayışının başlangıcı bile olabilecektir. Çünkü artık dünyada şehirler değil, havzalar Kalkınma Birimi haline gelmiştir.

Bütün bunlar birçok insana çok zor işler gibi gelebilir. Ama bilinmelidir ki; Zonguldak’ın, Karabük’ün ve Bartın’ın yarınlara sağlıklı ve güçlü biçimde aktarılmasının kolay ve hele hele projesiz bir yolu yoktur.”