Önceki dönemlerde Zonguldak ve İzmir Milletvekilliğinin yanı sıra uzun dönem Cumhuriyet Halk partisi Grup Başkanvekilliği yapmış Yazar Kemal Anadol Çektirme Kafe’nin açılışında yaptığı konuşmada adeta tarih dersi verdi. Konuşmasına, “Ben konuya bir başka açıdan değinmek istiyorum. Türk siyasal yaşamı hep ‘milliyetçi, muhafazakar’ söylemi öne çıkmıştır. 1950'den bu tarafa en fazla kullanılan sözcükler ‘muhafazakârlık’ ve ‘milliyetçilik’tir. Oysa demokrasimiz ve halkımız adına yapılan bunun tam tersidir. Örnek vermek istiyorum: Averof Balkan Savaşı'nda Kuzey Ege adalarını koruyan tek Yunan gemisiydi. Yere göğe sığdıramadıkları Ulu Hakan Abdülhamit Han ‘Bana darbe yaparlar" diye donanmayı Haliç'e bağladığı için Ege'ye çıkacak gemimiz yoktu ve Averof tek başına adaları elimizden çıkarttı. O günkü Averof, bugün Yunanlıların haklı olarak iftihar ettiği şekilde Pire'de deniz müzesi olarak halkın ziyaretine açıktır.” dedi.

KAHRAMAN GEMİN YAVUZ’U JİLET YAPMAK ÜZERE HURDACIYA SATTIK

Konuşmasına Rusya’daki Avrora Gemisi örneği ile devam eden Kemal Anadol konuşmasını,“1917'de Büyük Bolşevik Devrimi, Avrora isimli zırhlı gemiden atılan topla başladı. Gidin bugün, eski adıyla Leningrad şimdiki adıyla Sankt Petersburg'da Neva Nehri üstünde Avrora deniz müzesi olarak ziyaretçilerine açıktır. Gelelim bize. 1. Dünya Savaşı'nı başlatan gemi olarak, köy kahvelerinde bile ‘Şanlı Yavuz’ diye resmi asılan Yavuz'u biz ne yaptık? Iskartaya çıkartıp, jilet yapmak üzere hurdacılara sattık. Kaptanı kalp krizinden ölen, 18 Mart'tan önce dünyanın en büyük donanması gelecek Çanakkale'den geçecek diye karanlık Çanakkale Boğazı'nda mayın döşeyerek hepsini denizin dibine gömen kahraman gemi Nusret’e ne oldu biliyor musunuz? Hurdacıya verilmek üzere Akdeniz'e gönderildi ve battı. Çıkarıp yine hurdacıya satacaklardı. Oradaki bir belediye başkanı, Allah razı olsun, denizden Nusret'i çıkarttı ve Tarsus'ta Çanakkale Parkı, müze parkı yaptı.” diyerek sürdürdü.

DENİZDEN BU KADAR UZAK BİR ÜLKE OLMAMIZ İLERLEMEMİZE ENGEL OLDU

Kartal İstimbotu’nun hazin öyküsünü de anlatarak devam eden Anadol, “Birinci Dünya Savaşı bitmiştir. Mustafa Kemal Paşa mağlup orduların komutanlarından biri olarak canı çok sıkkındır. Osmanlı ordusu Almanların ihanetine uğramıştır. İstanbul'a gelir ve Haydarpaşa Limanı'nda Kartal İstimbotu’na biner. Karşıda İtalyan, Japon, İngiliz, Fransız, Yunan zırhlılarını görür. Boğaz işgal edilmiştir. Yaverine der ki: ‘Geldikleri gibi giderler.’ Peki bu tarihi gemi ne oldu? O da tam hurdaya çıkarılmak üzereyken, kendisine teşekkür borçlu olduğumuz Amiral Cem Gürdeniz'in ve diğer bahriyelilerin girişimiyle aynen onarıldı, birebir hale getirildi ve Türk Deniz Kuvvetleri'nin envanterine kaydoldu. Yani gerçekte bir bakıma muhafazakar olmadığımız ve denize sırtımızı çevirdiğimiz için biz hala kara kültüründen kurtulamadık. Osmanlı’da da böyle. İnebahtı, Çeşme, Sinop deniz facialarını yaşadık. Osmanlı Donaması yakıldı. Biliyor musunuz? Kaptan-ı deryaların %80'i karacıydı. Oraya bile bir denizciyi çok gördüğümüz gibi Barbaros’u, Piri Ris’i astık. Denizden bu kadar uzak bir ülke olmamız ilerlememize engel olmuştur. Bir an önce denizci bir millet olmaya mecburuz. Deniz demek uygarlık demektir, deniz demek ilerleme demektir, ticaret demektir, egemenlik demektir.” diyerek konuşmasını sürdürdü.

YILMAZ BÜYÜKERŞEN’İN İLÇELERDEKİ VERSİYONU BÜLENT KANTARCI’DIR

Anadol konuşmasını, “Bülent Kantarcı arkadaşım vizyonu olan bir insan. Bizim büyükşehir statüsünde yönettiğimiz belediyeler içindeki ideal başkan Yılmaz Büyükerşen hocadır. Eskişehir'i İç Anadolu'nun boz kültürü içinde uygar bir üniversite, bilim, turizm kentine dönüştürmüştür. Müzeler kenti olmuştur Eskişehir. Onun ilçelerdeki versiyonu da Bülent Kantarcı'dır. Bunu bütün samimiyetimle söylüyorum. Bülent Kantarcı'nın vizyon sahibi olmasının somut örneği bu çektirmedir. Çektirme, Karadeniz'in hamallığını yapmıştır. Yollarımız olmadığı, demiryollarımız az olduğu o zamanlarda Karadeniz'in bütün yükünü onlar çekmiştir. Cumhuriyet, 10. Yıl Marşı’nda da söz edildiği bir demiryoluna ağırlık vermiştir, bir de deniz ile karayolunun eksikliğini tamamlamaya çalışmıştır. Etrüsk, Tırhan, Tarı... Bunlar benim çocukluğumun İstanbul-Karadeniz seferi yapan devlete ait yolcu ve yük gemileridir. Ben 1963'lerde İzmir'de Pasaport Limanı'nda çektirmeleri görürdüm; bütün Karadeniz'in yükünü onlar taşırdı. Ve bunlar şimdi yok. O kadar vefasızız ki tarihte bile izini bulamıyoruz. Çektirme desek kim bilecek?” diyerek sürdürdü.

BU PROJE TÜRKİYE’NİN DENZCİLEŞMESİ YOLUNDA BİR ADIMDIR

Ömrünü engelli oğluna adadı
Ömrünü engelli oğluna adadı
İçeriği Görüntüle

Projenin deniz tarihimizi, Karadeniz tarihimizi canlandıran somut örnek olduğunu söyleyen Anadol, sözlerini, “Çok mutluyum. Bunun denize kıyısı olan belediyelere örnek olmasını diliyorum. Türkiye’nin denzcileşmesi yolunda bir adım olarak da gördüğüm bu eser için Bülent Kantarcı’ya tekrar kutluyorum. Eserlerine eserler katacağına inanıyorum. Ben 1948 ile 50 yılları arasında, Çaycuma’da ilkokul üçüncü sınıfa kadar okudum. Çocukluğumdaki Çaycuma’yı hatırlıyorum. Sonra milletvekili olarak defalarca geldim. Gördüğüm şudur: Bülent Kantarcı Çaycuma’yı adeta hızlandırılmış bir film gibi yeniliklere yenilik katarak bugünkü haline getirdi. Yarın da, büyük sürprizlerle karşı karşıya kalacağımızı, halka hizmette gerçekten sınır olmayacağını biliyor, hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum.” diyerek tamamladı.

yazı görseli olabilirbir veya daha fazla kişi, tapınak, kalabalık ve yazı görseli olabilir