İstanbul’da yapılan ve iki gün süren TGC İklim Haberciliği Konferansında iklime zarar veren şirketlerin, kişi ve kurumların eleştirel haber yapan gazetecilere açtığı yıldırma amacı taşıyan ağır tazminat davalarına karşı atılacak adımlar ele alındı. TGC Zonguldak Temsilcisi ve Z HABER Genel Yayın Yönetmeni Atilla Öksüz de görüş ve önerilerini paylaştı.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti İklim Haberciliği Konferansı’nın ikinci gününde iklim politikası, iklim haberlerinde kullanılan kaynakların nasıl doğrulanacağı konuşuldu. İklime ve çevreye zarar veren bazı büyük şirketlerin, kendilerini eleştiren haber yapan gazetecileri susturmak için açtığı ağır tazminat davalarına karşı neler yapılacağı ele alındı. İstanbul’da 29 Eylül 2026 Salı günü The Marmara Taksim Hotel’de başlayan konferans 30 Eylül Çarşamba günü de devam etti. İkinci günün ilk oturumunun gündemi İklim Politikaları ve Türkiye oldu.

İKLİM POLİTİKALARI VE TÜRKİYE DEĞERLENDİRİLDİ

Oturumun başkanlığını TGC Yönetim Kurulu Üyesi ve TELE2 Haber Programcısı Zeynel Lüle yaptı. Oturumda Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Semra Cerit ile T24 Yazarı Çiğdem Toker görüşlerini paylaştı.

ZEYNEL LÜLE: İKLİM KONUSUNDA YAPILAN HABERLER YETERLİ DEĞİL

TGC Yönetim Kurulu Üyesi ve Tele2 Haber Programcısı Zeynel Lüle oturumu açarken yaptığı konuşmada iklim konusunda yapılan haberlerin yeterli olmadığını söyledi ve ekledi:

“Hep siyaset konuşulduğunu görüyoruz. Bu büyük bir eksiklik. Uzun yıllar Avrupa’da gazetecilik yaptım. Oradaki medya kuruluşları için iklim en önemli konulardan biridir. İklim krizi sadece meteorolojik verilerden, grafiklerinden oluşmuyor. Gelecek projeksiyonlarından da ibaret değil. Yeşil mutabakat dediğimiz bir konu var. Küresel ticaretin kurallarının yeniden yazıldığı, yeşil dönüşüm adı altında devasa finansal kaynaklarının yön değiştirdiği bir konu aslında bu. TGC olarak düzenlediğimiz konferans, bu konuda daha iyi habercilik yapılmasına katkı sunacak diye düşünüyorum.”

PROF. DR. SEMRA CERİT: COP31 İKLİM KRİZİNE KARŞI İŞBİRLİĞİNİN GELECEĞİ AÇISINDAN ÖNEMLİ BİR TEST

Oturumdaki ilk konuşmacı olan Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Semra Cerit Antalya’da yapılacak olan COP31 Zirvesi’nin hem Türkiye hem de dünya açısından önemine dikkat çekti:

“Jeopolitik gerilimlerin yükseldiği, aşırı hava olayları bağlantılı kayıpların yükseldiği, enerji dönüşümünün uluslararası ekonomik ilişkileri yeniden şekillendirdiği bir dönemdeyiz. Antalya’da gerçekleştirilecek olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı (COP31) iklim krizine karşı çok taraflı işbirliğinin geleceği açısından önemli bir test niteliği taşımaktadır. Paris Anlaşması’nın ikinci 10 yılı başlarken toplanan COP31, hem anlaşma hükümlerinin hem de önceki COP kararlarının gereklerinin yaşama geçirilmesi çağrısıyla ‘uygulama COP’u’ olarak nitelenmektedir. COP31’de konferansın resmi gündemindeki sera gazı emisyonlarının 1.5 derece hedefiyle uyumlu biçimde hızla azaltılması, iklim değişikliğinin etkilerine karşı küresel uyum amacının kurumsallaştırılması bekleniyor. Ayrıca azaltım ve uyum önlemleri için gerekli iklim finansmanının sağlanabilmesi hakkındaki müzakerelerde ilerleme kaydedilmesi ve adil geçiş mekanizmasının kurulması beklentiler arasında. Diğer yandan da COP31 başkanlığının uygulamayı desteklemek amacıyla Eylem Gündemi kapsamında önerdiği elektrifikasyon oranının yüzde 35’e çıkarılması, binalarda enerji yoğunluğunun düşürülmesi, döngüsel malzeme kullanımının artırılması gibi hedeflere dönük yeni girişimlerin başlatılması gündemde. COP31’in sonuçları, iklim değişikliğine karşı mücadelede çok taraflılığın korunmasına yapacağı katkı kadar, önerilen elektrifikasyon hedefinin COP28’de kabul edilen fosil yakıtlardan uzaklaşma ve yenilenebilir enerjinin payını üç katına çıkarma hedefleriyle ilişkilendirilerek resmi kararlara dönüştürülebilmesiyle ölçülecektir.”

ÇİĞDEM TOKER: ÇEVREYE ZARAR VEREN BAZI ŞİRKETLER, AÇILAN DAVALARI DİKKATE ALMADAN YOLLARINA DEVAM EDİYOR

T24 Yazarı Çiğdem Toker ise konuşmasında yeşil dönüşüm sürecinde politika çelişkilerine vurgu yaptı. “İklim değişikliğinin yol açtığı küresel krizle, makro ölçekte mücadelenin genel adı olan yeşil dönüşüm, uzunca bir süredir Türkiye’nin de gündeminde. Yeşil dönüşüm ile ekonomik ve toplumsal sistemlerin doğayla uyumlu hale getirilmesi amaçlandığı için yeni kalkınma modeli diye de tanımlanıyor” diyen Çiğdem Toker sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ülkeleri küresel ölçekte ciddi taahhütler altına sokan yeşil dönüşüm; ulaşımdan enerjiye, üretimden tüketime uzanan devasa sistemde radikal değişiklikler öngörüyor. Türkiye ekonomisinin üç yıllık hedef ve politikalarının yer aldığı Orta Vadeli Program'ın (OVP) yenisi ve programın onaylanmasına ilişkin Cumhurbaşkanı kararı, 6 Eylül’de Resmi Gazete'nin mükerrer sayısında yayımlandı. Yeşil dönüşüm taahhütlerine bu OVP’de de geniş yer ayrıldı. Ancak konulan ve resmi nitelik taşıyan hedeflere rağmen uygulamada çelişki yaratan ve hedeflerle uyumlu olmayan, alanlar mevcut. Yeşil dönüşümün ruhuna aykırı olarak fosil yakıta dayalı termik santrallarin faaliyetine devam etmesi bunlardan biri. Madencilik ruhsatlarındaki yoğunlaşma ve yol açtığı doğa tahribatı bir başka sorun. Ruhsat dağıtım modeli, yeşil dönüşümün öncelikli hedefi olan doğayı koruma prensibine aykırı. Su havzaları, ormanlar, tarımsal alanlar geri dönüşü imkansız zarar görüyor. ÇED olumlu kararlarında özellikle fosil yakıtlı ağır sanayi projelerinde sera gazı emisyonlarının kümülatif hesaplanmaması. ÇED kararları verilirken Ulusal Karbon Bütçesi’nin (hangi sektörün maksimum ne kadar karbon salabileceği sınırı) sisteme dahil edilmeyişi. Çöp ithalatında kontrolsüzlük ve kayıtsızlık söz konusu. Bu çelişkiler ile yeşil dönüşüm hedeflerinin nasıl uyumlaştırılacağı kritik bir sorundur. Ayrıca mahkemelerin ÇED raporlarıyla ilgili kararlarına rağmen bazı şirketler yollarına devam ediyor.“

COP SÜRECİ VE TÜRKİYE’NİN ROLÜ TARTIŞILDI

“COP Süreci ve Türkiye’nin Rolü” oturumunu ise TGC Genel Sekreter Yardımcısı Uğur Güç yaptı. Oturumda konuşmacı olarak Avrupa İklim Eylem Ağı’ndan Özlem Katısöz ve Greenpeace Türkiye’den Berkan Özyer yer aldı.

ÖZLEM KATISÖZ; YEREL EKONOMİLERİ KAPSAYAN ULUSAL ADİL BİR GEÇİŞ SÜRECİ OLUŞTURULMALI

Avrupa İklim Eylem Ağı’ndan Özlem Katısöz, COP31’de, COP’lar tarihinde ilk kez paylaşımlı bir başkanlık modeli uygulanacağını, Türkiye ile Avustralya arasında kurulan bu model kapsamında Türkiye zirvenin başkanlığını üstlenerek Eylem Gündemi’nden sorumlu olacağını söyledi. Özlem Katısöz, “Avustralya ise müzakereleri yürütecek ve Pasifik ada devletleriyle birlikte Ön-COP’a ev sahipliği yapacak. Bu model, iklim diplomasisi açısından hem önemli fırsatlar hem de çeşitli riskler barındırıyor. COP31 başkanlığının Türkiye’nin ulusal politikaları açısından taşıyacağı anlam ise ülkenin iklim ve enerji politikalarındaki ilerlemeye bağlı” dedi ve ekledi:

“Türkiye’de iklim alanında çalışan sivil toplumun öncelikli talepleri; yeni kömür yatırımlarının durdurulması, kömürden adil çıkış için bir tarih ve yol haritası belirlenmesi, daha güçlü emisyon azaltım hedefleri ortaya konulması, iklime ve topluma fayda sağlayan bir elektrifikasyon politikasının benimsenmesi ve çalışanları, yerel ekonomileri ve yöre halkını kapsayan ulusal bir adil geçiş mekanizmasının oluşturulmasıdır. Tüm bunlardan daha önemlisi de politika yapım süreçlerine, yapılandırılmış ve anlamlı katılım. COP31 başkanlığını yoğun bir diplomatik mücadele sonucunda üstlenen Türkiye’nin, iklim diplomasisindeki iddiasının hakkını verebilmesi için küresel iklim gündemiyle uyumlu adımları kendi ülkesinde de atması gerekiyor. Aksi takdirde başkanlık, Türkiye açısından diplomatik güven ve itibar kaybı riski yaratabilir.”

BERKAN ÖZYER: İKLİM KRİZİNİ GELECEĞE DAİR SOYUT BİR ÇEVRE HABERİ OLMAKTAN ÇIKARMALIYIZ

Oturumda söz alan Greenpeace Türkiye’den Berkan Özyer ise COP31 Zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanırken küresel iklim diplomasisinde kritik bir eşikte durduğumuza dikkat çekti. Berkan Özyer konuşmasında şu görüşlere yer verdi:

“Masada açıklanan ‘2035’e kadar yüzde 35 elektrifikasyon’ veya ‘sıfır atık’ gibi iddialı vitrin hedefleri, uluslararası alanda ciddi bir beklenti yarattı. Ancak bu parlak söylemler ile memleketteki saha gerçekleri arasında açık bir uçurum var. Bir yandan iklim liderliğinden bahsederken; diğer yandan onlarca aktif kömür santralini çalıştırmaya devam ediyor, yeni termik santral planlarını masada tutuyor ve Avrupa'dan rekor düzeyde plastik atık ithal ediyoruz. Kömürün halk sağlığına ve ekonomimize yüklediği devasa gizli faturayı ise yine vatandaş ödemek zorunda kalıyor. Bu noktada iklim haberciliğinin sorumluluğu başlıyor. İklim krizini uzak geleceğe dair soyut bir çevre haberi olmaktan çıkarmalıyız. Bu mesele doğrudan hane bütçemizle, soluduğumuz havayla ve ülkenin enerji bağımsızlığıyla ilgili bir sistem sorunudur.”

GAZETECİLER KAYNAKLARINI VE VERİLERİ NASIL DOĞRULAYACAK?

Konferansın son oturumunda ise “İklim Haberciliğinde Kaynak, Veri ve Doğrulama” konusu ele alındı. TGC Başkan Vekili ve NOW Haber Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk’ün moderatörlüğündeki oturumda İklim Haber İnternet Sitesi’nden Barış Doğru, Birgün Gazetesi’nden Özgür Gürbüz ve TGC Hukuk Danışmanı Gökhan Küçük konuştu.

DOĞAN ŞENTÜRK: ALANINDA UZMAN HABERCİ SAYISI AZALIYOR

TGC Başkan Vekili Doğan Şentürk, oturumu açarken yaptığı konuşmada medyada genel olarak uzman haberci sayısında azalma olduğunu, bunun da haber çeşitliliğini etkilediğini söyledi. Yeni uzman iklim habercilerinin yetiştirilmesinin gelecek açısından çok önemli olduğunu belirtti.

Şentürk, şöyle konuştu:

“Ahmet Hamdi Tanpınar’ın 'Memleket, kendi evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olmak imkânını vermiyor' sözünden hareket ederek biz de memleketin siyasi, ekonomik ve toplumsal ikliminden, maalesef kelimenin kendi anlamını çok fazla konuşamıyoruz. Oysa geleceğimiz tamamen bu konuya bağlı. Atmosferimiz, akarsularımız, çevre kirliliği, sıcaklıklar. Bütün bunlar aslında insanoğlunun bundan sonraki yaşamını belirleyecek şeyler. İklim konusu da böyle. Bu konuda da uzman haberci sayısının hızla artması gerekiyor.”

BARIŞ DOĞRU: İKLİM KONUSUNDA ÇOK SAYIDA YALAN HABER VAR

İklim Haber İnternet Sitesi’nden Barış Doğru ise yaptığı konuşmada iklim haberi yaparken bağımsız kaynaklardan yararlanmanın önemli olduğuna işaret etti ve şöyle devam etti:

Okan Doğramacı’nın annesi yoğun bakıma alındı
Okan Doğramacı’nın annesi yoğun bakıma alındı
İçeriği Görüntüle

“İklim alanında haber yapma olanağı sonsuz geniş. Ancak bir başka konu ön plana çıkıyor. Değişik kaynaklardan gelen haberlerin yorumlanması önem kazanıyor. Bu alanda uzmanlaşma hala çok az. İklim haberlerine ekonomi habercisi bakabiliyor, kültür sanat habercisi bakabiliyor. Biz ihtisas yayınıyız. İklim alanında çok sayıda yalan haber görüyoruz. Haberlerimizi yaparken bağımsız sivil toplum örgütlerinin raporlarından yararlanıyoruz.”

ÖZGÜR GÜRBÜZ: İKLİM VE ÇEVRE ALANINDA UZMANLAŞMANIN ÖNÜ AÇILMALIDIR

Birgün Gazetesi Yazarı Özgür Gürbüz ise iklim inkarcılığına karşı en önemli panzerin, doğru veriler ve sağlam kaynaklar olduğunu belirtti ve ekledi:

“İklim kriziyle ilgili haber yaparken verilerin doğru olması, iklim krizinin bilimselliğini vurgulaması çok önemlidir. Haber yaparken karşımıza çıkan hatalı dijital kaynaklardan ve kimi zaman da yanıltıcı bilgi veren bireylerden okuyucularımızı, izleyicilerimizi korumamız gerekir. Kaynak ve veri doğrulamada sahip olduğumuz en önemli aracın bizler, yani gazeteciler olduğunu da unutmamalıyız. Gazetecilerin donanımlı olması, iklim kriziyle ilgili gündemi takip etmesi yanlış ve yanıltıcı bilgileri ilk önce kendilerinin elemelerini sağlayabilir. Bu nedenle de iklim ve çevre alanında uzmanlaşmanın önünü açmak, medya kurumları içerisinde de uzman gazetecilere editoryal süreçte destek vermek gerekir. Önce araştırma yapacağınız konuyu belirleyin. Meslektaşlarıma önerilerim şöyle: Veri toplamaya başlayın ve sınıflandırın. Daha sonra verilerinizin doğruluğunu kontrol etmek için onları analiz edin. Görüşmelerden veri elde ederseniz onları birincil kaynaklardan bulmaya çalışın. Anlatımı en zor olan ya da en çarpıcı verileri görselleştirmek üzere ayırın. Haberlerinizi yaparken ‘Earth Journalism Network, Oxford Climate Journalism Network, Clean Energy Wire, Climate Now’ sitelerinden yararlanabilirsiniz.”

GÖKHAN KÜÇÜK: İKLİM POLİTİKALARINDA RESMİ SÖYLEMİ DEĞİL, VERİNİN KENDİSİNİ AKTARIN

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Hukuk Danışmanı Gökhan Küçük ise Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’ne göre iklim haberciliğinin nasıl yapılması gerektiğine yönelik bir sunum yaptı:

“Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’ne göre bilgi kaynaklarına serbest erişim; gizlilik engelleri hukuka uygun olmalıdır. ÇED dosyası, maden ruhsatı, emisyon verisi, ticari sır denerek kendiliğinden saklanamaz. Ret gerekçesini sorgulayın. İklim göçü, kırsal yoksulluk ve mevsimlik işçi haberlerinde damgalayıcı dil kullanmayın. Yerel halka, bilim insanına, şirkete ve idareye söz verin. Politikalarda önce halkın haber alma hakkını dikkate alın. COP31 ve iklim politikalarında resmi söylemi değil, verinin kendisini aktarın. Sesini duyuramayanların sesi olun. Krizden en çok etkilenen, en az sorumlu olanlar: çiftçi, balıkçı, köylü ve gelecek kuşaklardır. Onların sesine öncelik verin. İklim haberlerinde de hukuksal olarak gerçeklik, kamu yararı, güncellik, öz ile biçim arasında bir denge olmak zorundadır.

GAZETECİLERE AÇILAN YILDIRICI DAVALARDA AMAÇ KAZANMAK DEĞİL ELEŞTİRENİ SUSTURMAKTIR

Gazetecilerin karşısındaki bir başka risk de SLAPP olarak anılan (Strategic Lawsuit Against Public Participation), yani Kamusal Katılıma Karşı Stratejik Davalar’dır. Güçlü kişi, şirket veya kurumların, eleştirileri, hak savunuculuğunu ve kamu yararına haberciliği bastırmak amacıyla açtığı yıldırma amaçlı hukuki süreçlerdir. Yıldırıcı davaların amacı kazanmak değil, eleştireni susturmaktır.

Dava sürecinin kendisi cezadır. Bu haberlere karşı tüm belgeleri ve yazışmaları tarihli arşivleyin. Karşı tarafa yazılı soru sorun, cevabı saklayın. Dava açılınca hemen avukata ve meslek örgütlerine Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ne, bulunduğunuz ildeki barolara haber verin.

HABERİNİZİ DÖRT ÖLÇÜTLE SAVUNUN

Haberinizi dört ölçütle savunun; Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 329. maddesine dayanarak davanın kötü niyetle açıldığını ileri sürün. Caydırıcı etkiyi ve orantısızlığı savunmada açıkça tartışın. Uzun vadede davayı kamuoyuyla paylaşın. SLAPP izleme platformlarına bildirin. Yayına devam edin çünkü sizi susturmak davanın amacıdır. Son olarak gazeteciler yayından önce kendisine şu beş soruyu sormalıdır.

HABERİ YAYIMLAMADAN KENDİNİZE BEŞ SORUYU SORUN

‘ 1. Bu cümle bir olgu mu, yoksa bir yorum mu? 2. Olguysa, belgesi yayımlama anında dosyamda mı? 3. Ham veriye ulaştım mı, hata payı nedir? 4. Hakkında iddiada bulunduğum tarafa sordum mu? 5. Başlığım nasıl, metnimin taşıyabileceğinden fazlasını mı söylüyor?’ Beş sorudan da evet yanıtı alan haber yayına hazırdır.”

87-30Ü-2503-117Ekran Görüntüsü 2026 10 01 204810