Zonguldak Tarih Editörü Hayati Yılmaz Zonguldak’ta aldığı tehditler nedeni ile Almanya’ya yerleşme kararı alışını ve neden dönmediğini açıkladı.

Kaleminin sert olması nedeni ile defalarca ölüm tehdidi aldığını belirten Yılmaz Çatalağzı’nda en mutlu gününde bomba ihbarı yapıldığı için düğününün mahvoluşunu kaleme aldı. Tehditlerin yeni olmadığını belirten Yılmaz, her şeyin başlangıcını Zonguldak Tarih sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda tek tek anlatı.

Hayati Yılmaz’ın paylaşımı şu şekilde

“Kalemim çok sertmiş. Öyle diyorlar.
Aslında bu sertlikten değil. Tamamen dürüst olmaktan kaynaklanıyor.
İddia ediyorum, yazılarınızda sadece Zonguldak'ın çıkarlarını kıstas alırsanız, bir sürü düşmanınız olur.
Bu, bugün başlamadı.
Her şey 1993 yılında, bana" Belediye gazetesi çıkarabilir misin? " sorusu ile başladı.

Ücretsiz verilecek doğalgaz miktarı belli oldu Ücretsiz verilecek doğalgaz miktarı belli oldu

Askerden yeni gelmiştim. Çatalağzı'nda bir folklor derneği kurulmuştu. Metin Hoca'nın teşviki ile bendeki bazı yetenekler ortaya çıkmaya başladı. İlk önce resim yapmayı öğrendim, Çatalağzı'nda ne kadar otobüs durağı varsa Metin Hoca ile birlikte duvarlarına resim yaptık. Derneğe gelen, okullardaki resim hocalarından çok şey öğrendim. Karikatür çizmeye başladım. Sonra gençler için bir tiyatro oyunu yazdım. Bu oyun, Çatalağzı'nda oynandığında çok beğenilince, bir de çocuklar için oyunlar yazmaya başladım. Okullarda oynadığımız bu oyunu öğrenciler seyrettiğinde, bunu ezberlediği ve sınıflarda oynandığını duyunca, yazmak bir daha yakamı bırakmadı. Belediyede sosyal faaliyetlerin tamamında yer almaya başladım. Eski bir Işıkspor basketbol oyuncusu olarak, Çatalağzı'nda basketbola da el attım. Okulların takımlarını kurdum. Bu çocukları Demirspor’da lisans çıkartarak kulüp takımını da kurdum. Çatalağzı Demirspor Kulübü Başkanı Hüseyin Ural büyük destek verdi. Biz gençliğimizde basketbol topunu zor bulurken, bir an da Hüseyin abi takım için İstanbul'dan Puma marka eşofmanlar, Spalding gibi profesyonel maçlarda kullanılan basket topları getirince, daha da özgüven kazanmaya başladık. Bir anda 50'ye yakın lisanslı öğrenci salon sporu ile uğraşmaya başladı. En önemlisi ise çoğu kız öğrencileri idi.  Zonguldak Beden Terbiyesi Müdürü bizim bu çabamızı görünce, Zonguldak’tan Dinçer Hoca, Kilimli'den Süleyman Hoca ile birlikte Ankara’ya Antrenörlük kursuna gönderildik. Baya, Fenerbahçe ,Beşiktaş gibi hocalardan ders aldık. Sonra bizi Zonguldak okulların karmasından oluşan takımının başında, Konya'da Türkiye şampiyonasına yolladılar. Zonguldak’ı ilk defa orada temsil ettim.  Bütün bu uğraşlar devam ederken, aynı zamanda okullarda öğrencilere satranç dersleri vermeye başlamıştım. Tam bir idealist idik artık.  Çatalağzı Belediyesi için gazete çıkarmam söylendi. Gittim, Genel Maden İş Sendikası Basın İşlerine. Namık Hoca‘dan ders aldım.

CEMAAT YAPILANMASI BİZİ ENGELLEYEMEDİ
Daha henüz o zamanlar, gençler cemaat gibi yapıların kıskacında değildi. Ama yavaş yavaş bazı hocaların cemaatten olduğu hatta bunların rütbelerinin olduğunu duymaya başlamıştık. Bu kişiler bizim bu faaliyetlerimizi engelleyemedi ama en azından bakışları ile rahatsız ediyorlardı. Pek etkili değillerdi o zamanlar. Ama normal öğretmenlerde kendi hayatlarının derdindeydiler. Son ders zili çaldığında kimse okulda kalmazdı. O saatten sonra ben gelirdim okula. Çalışmalar için. Çatalağzı’na lise açıldı. Spor salonu yapıldı. Kauçuk zemin.

Bizim yıllardır hayalimizdi bu salon. Çatalağzı Çok Programlı Lise Müdür vekili, ilk önce Kayhan Bey sonra Ertuğrul Hoca sağ olsun, idealist öğretmenlerdi. Spor salonun anahtarını bana teslim ettiler.  Lakin asil olarak atanan “Naciye Alan” isimli müdür; kendi okul takımını bile salonda çalıştırmam için benden, idman başına “10 dolar” istemesi; hayatımda duyduğum en saçma teklifti. Meğerse, benim belediye faaliyetlerini yürüttüğümü öğrenince, güya belediyeden istediği okul için tuğlaları alamayınca, misilleme yapmış. Bunu o zamanın belediye başkanı Rah. Okan Surat’a söyleyince küplere binmişti. Beraber okula gittik ve istediği tuğlaları almıştı. (Naciye Alan, Ömer Selim Alan’ın akrabası mı bilmem)

Bu işleri başladığım andan itibaren, ilk önce yakın arkadaşlar uzaklaştı benden. Ne oluyorsa! Bu faaliyetleri yaptığımda kendi kendilerine triplere girdiler. Çatalağzı gibi kasabalarda bu işler bazılarına göre angarya idi. Belediyeciliği Emlak, Su işleri, Zabıtadan oluşan bir kurum sanan insanların arasında çalıştım. Mesela Fen işleri müdürleri ile hep kavgalıydım. Çünkü yaptığımız işlerin belediyede tanımı yoktu. Bir top kağıt bile alamıyordum. Hani şu EREN’İN müdürü Cem Çiftçi var ya! Onun ile çok tartıştım. Sonra bir kadın müdür geldi. Defalarca başkana şikayet ettiler filan. Gazete için çektiğim bir çok fotoğraf üzerime kaldı. Gazete bastırdığımız Zonguldak’ta Ali Bahadır. Çatalağzı eski fotoğrafçısı Tunç Yapar abi az peşime düşmedi.

TEK FOTOĞRAFI BENDEN ÇALDILAR
Sonra belediyede bir fotoğraf gördüm. 1936 yılında, demiryolu bu kasabadan geçerken çekilmiş bir fotoğrafın orijinali idi bu.  “Başka fotoğraf var mı” diye araştırdığımda; fotoğrafların eski memurlar tarafından dağıtıldığı , bazılarının ise özel bir mekanda yangın çıkınca, yok olduğunu öğrendim. Zaten bulduğum tek fotoğrafta çekmecemden çalınmıştı.

Çatalağzı'nda çocuklarla uğraşmak, festival ve şenlikler düzenleyen biri olarak kurumların müdürleri bana çok tolerans gösteriyordu. Bu kurumlardan arşiv toplamaya başladım. Bugün paylaştığım birçok fotoğraf bu kurumlardan topladığım fotoğraflardır. Benim tarih araştırmalarım böyle başladı.

Zaman zaman belediyede, zaman zaman da şahsi gayretlerimle bu faaliyetlerin hepsi ile uğraşmaya devam ettim. Belediye'de Kültür merkezi birimi yoktu. Ben bazen geçici olarak Fen işlerin kadrosuna alınıyordum. Kütüphanede duruyordum. Hem kütüphaneyi açık tutarak hem de bu faaliyetleri oradan yürüterek, folklor derneğinde zaman geçirerek, müzik aletlerinden, tiyatrosuna, festivalden basketboluna kadar; gençlerin yapabilecekleri “futbolun alternatifi” ne kadar sosyal faaliyet varsa sorumluluğunu yüklendim.

BELEDİYE MERDİVENLERİNDEN ÇIKIŞIM YASAKLANDI
Kişisel diyaloglarımda son derece sakin, esprili biri olarak tanınsam da siyasi eleştirilerde babamı bile tanımadığım, edindiğim değerler ve doğrular ile tanındım.

Belediye’de çalışıyordum, CHP’de belde yöneticisiydim, kendi patronum Okan Surat’ı disipline verdim. O da tabi beni ve bir arkadaşı belediyeden uzaklaştırmak için Cumayanı’nda top sahasına çizgi çizmeye gönderdi.
“Resimden anlıyordun demi sen? Git top sahasına çizgileri çek.” dedi. 

Biz belediyeye çıkamadık bir süre, sabah akşam kulüp binasında durduk. Yine başka bir belediye başkanı kazanınca, yine belediye merdivenlerinden çıkışımız yasaklandı. Ben bu durumda Çatalağzı’ndan gitmek zorunda kaldım. Sonra aynı belediye başkanı, benim haberim olmadan kendisi belediyeye girişimi yaptı. Fakat artık 34 yaşıma gelmiştim ve hayatım kayıyordu. 2004 yılında Almanya’dan biri ile nişanlandım.

DÜĞÜNÜMDE BOMBA İHBARI YAPILDI
Hayatımda polis karakoluna bir kere gittim. O da polis teşkilatının 155. yıl dönümü sebebi ile bir pankart hazırlamıştım. Karakola asıldı.

Fakat düğünümde bomba ihbarı yapıldı. Bu kadar uğraş, çabanın karşılığında; Çatalağzı Postanenin ankesörlü telefon kulübesinden, polis karakoluna telefon edilerek, düğün salonunda bomba olduğu söylenmiş. Düğün sırasında sivil polisler salonu aradı. O gece Çatalağzı’nda kalmamamız söylendi.

Bir süre Almanya’ya gitmeyi düşünmesem de artık bu zorunlu hale geldi ve aile birleşimi ile Almanya’ya geldim. 

2010 yılında Çatalağzı Belediye Başkanı Mehmet Alim, Almanya ziyaretinde bana “Sen Almanya’da ne arıyorsun, gel benim ile çalış“ diye teklifte bulundu.

Döner miyim ! Memleketimi çok sevmeme rağmen dönmedim tabi.

Teknolojinin de verdiği imkanlarla yazılarımı ve tarih araştırmalarımı Almanya’dan sürdürmeye devam ettim.

YAZDIKLARIMDAN RAHATSIZ OLDULAR
Geçen yazdığım bir yazıdan ötürü, bir partinin milletvekili adayı, bir iş adamı Almanya’da beni araştırmış. Daha doğrusu; Almanya’da faaliyet gösteren Zonguldak’ın bir ilçe derneği başkanına beni soruşturmasını söylemiş. Belki bu Türkiye’de normaldir ama bunu Almanya’da yaptığınızda bu bir suç. Üstelik Türkiye’den bir siyasi partili kişi, Almanya’da dernek faaliyetleri sürdüren bir kurum aracılığı ile bunu yapması hepten suç. Şikayet etsem, dernek ajanlık ile bile suçlanabilir. Ama ben Gurbetteki Zonguldak Derneği’ni ve başkanını bu duruma düşürmem.

Ardından başka bir yazım için ana muhalefette bir başkan olan bir siyasetçi, benim ile konuşmak istemiş. Kabul etmedim. Beni tebrik etmek isteyen milletvekilleri de oldu, onlarla da görüşmedim.

Birileri sosyal medyada bana da saldırıyor. İftiralar atıyor. Güya ben, 1980 yılında Almanya’ya gelen siyasi suçluymuşum. Darbeden önce Almanya’ya kaçmışım. 1967 doğumluyum. 1980’de 13 yaşındaydım. Bunun gibi bir sürü iftiralar.

Bu kişilere hiçbir tepki vermiyorum çünkü ayan beyan yalan olduğu belli. Ama ben yazınca paniğe kapılıyorlar, peşime düşüyorlar. Neden acaba? Doğru değilse, insan pek tepki verme gereği dahi duymuyor.

TEHDİTLER YENİDEN BAŞLADI
Daha önce de bir şikâyet üzerine pasaportumda bir numara koymuşlar. Havaalanlarında 2-3 saat bekletiyorlardı.

Bu süre zarfında birçok tehditler aldım. Biri bana “Kilimli tepesinden aşağı inme” dedi. “Seni limanda görürsem topuğuna sıkarım“ diye isimsiz tehditler aldım. Sabahın altısında arayıp kendi nüfuslarını kurmaya çalışanlar oldu.

Birkaç kişi bana dedi ki: Siz Zonguldaklılar çok baskın karaktersiniz. Onlara verdiğim tek cevap “Emeğin Başkenti “olduğundan

HİÇBİR ZAMAN GAZETECİ OLMADIM
Ben aslında, 1990’lı yılların Zonguldak’taki kültürel sosyal değerleri ile yetişmiş, o dönem birçok değerli insanların katkısı ile bu aşamaya gelmiş bir insanım.

Belki bana yerel tarih yazarı denebilir. Belki araştırmacı yazar denebilir. Fakat gazeteci değilim. Tarihçi olmak gibi bir iddiam yok. Zonguldak’taki politikayı değerlendiririm. Ama politik biri değilim. Herhangi bir yere adaylığım olamaz. Ben bir amatörüm. Her şeyi amatör ruhla yapmayı severim. Allah bizi profesyonel eylemesin.

Aslında bütün bunların tek sebebi var. Çağdaş bir Zonguldak için öğrenme ve öğretme isteği. Almanya’da yaşıyorum. Bana ne Zonguldak’tan , ben kendimi kurtarmışım demeden.

30 yıllık kendi bilgim ve tecrübelerim ile Zonguldak tarihini araştırarak zaman zaman günümüze karşılaştırarak, Zonguldak’ı değerlendiriyorum.

Aslında bu kadar basit."

Hayati Yılmaz-Zonguldak Tarih