Kadırga’daki göçük faciasında 3 şüpheliye gözaltı kararı
Kadırga’daki göçük faciasında 3 şüpheliye gözaltı kararı
İçeriği Görüntüle

Zonguldaklı iş insanı, fikir ve projeleriyle tanınan Dr. Cemil Çakmaklı, Gelik'te yaşanan maden faciasının ardından düşüncelerini Z HABER ile paylaştı. Çakmaklı; "Zonguldak; yakacak kömür havzasından, enerji teknolojileri havzasına dönüşmelidir. Zonguldaklı yer altından yer üstüne çıkarılmalıdır. Belediyeler, Ticaret ve Meslek Odaları, TTK, Sendika, Üniversite, ağırlığı Zonguldak dışına kaymış ama Zonguldak için çabalayan Sivil Toplum Kuruluşları, çevreciler ve rödovansçılar herkes aynı masaya oturmalıdır. Çünkü itişip kakışırken kaybettiğimiz enerji, çözüme değil ağıta dönüşüyor" dedi.

İŞTE O YAZI:
"Bugün 23 Ekim 2026, Cuma.
Saat ona doğru Kilimli’nin Gelik beldesinde, Dereiçi’nde, özel bir ocakta grizu patladı. Sekiz madenci vardiyadaydı. Yedisi yeryüzüne çıkarıldı; ikisi tabutla çıktı. Beşi hastaneye kaldırıldı; ikisi yanıklar yüzünden entübe edildi. Bu satırlar yazılırken bir madenci hâlâ yerin altındaydı; ulaşılmıştı, çıkarılmaya çalışılıyordu.
Kömür; her zaman yaptığı gibi yine metan doğurmuştu.
Hastane kapısında aynı kalabalık, aynı bekleyiş, aynı çaresizlik. Yakınlar haber bekliyor; haberden önce isim bekliyor. Tahlisiyeciler yine aşağı indi. Gelik ağlıyordu; Zonguldak ağlıyordu.
Ağlamak Zonguldaklıya yabancı değildir.
Çocukluğumuz madencilerin arkasından ağlamakla geçti. Beycuma’ya her ay bir EKİ arabası gelir, içinden birkaç tabut inerdi. Çamurlu sokaklarda analar, bacılar kendini yerlere atardı. Onlar ağlar, biz ağlardık. Zonguldak’ın sosyolojisi gözyaşıyla karılmıştır. Zonguldaklı erkeğin rüyası göçük, karısının rüyası tabuttur.
Tarımla, hayvancılıkla geçinen Türkmen köylüsü bu havzada ölümü gösterilip sıtmaya razı edildi. Son altmış yetmiş yılda grizu ve göçüklerle beş bin insanımız kömür için şehit edildi; on bine yakını da yer üstünde, ciğerleri kömür tozuyla dolarak gitti. Havzadan kömür değil; ölüm ve hastalık çıktı.
Kırk üç yıl önce de böyleydi.
7 Mart 1983’te Kandilli’de 103 madenci şehit olmuştu. Yağmurlu bir gündü; kırmızı bayraklı 103 tabut koskoca Kandilli’ye sığmamıştı. Dönüş yolunda rahmetli Başbakan Bülent Ulusu beni arabasına aldı, tören boyunca tuttuğu gözyaşlarını bıraktı ve sordu: “Ne yapacağız?”
Cevabım hazırdı: “Kömürü değil, insanı yeryüzüne çıkaracağız.”
O gün Filyos Projesi’nin yolu açıldı. Otuz dört gün sonra taşkömürü linyitten ayrı bir maden sayıldı, Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) kuruldu. Filyos Projesinin ilk adımı da atıldı. Benim başında bulunduğum komisyon tarafından, o yılın bütçesine 30.000 TL’lik Etüt Gideri konuldu. Bu hazırlıklar esnasında felaketler de devam etti.
1992’de Kozlu’da 263 canımızı kaybettik. Sonra 2010’da Karadon’da 30 can kaybettik. Aralarda, haber bile olmayan ikişer üçer ölümler oldu. Küçük ocakların küçük cenazeleri oldu.
Oysa küçük cenaze yoktur. Her tabut bir madenci evine atılmış bombadır.
Açıkça söylemeliyiz: Bu kayıplar bir kazanın sonuçları değil, bir düzenin sonuçlarıdır.
Zonguldak kömürü dünyanın başka havzalarına benzemez. Damarlar yeryüzüne paralel uzanmaz; arzın derinliğinden yukarı tırmanan dik ve parçalı dallar gibidir. Mekanizasyon neredeyse imkânsızdır; iş insan gücüne, kazmaya ve ahşaba dayanır. Üstelik bu kömür grizuyla iç içe yatar. Bol kazalı, bol ölümlü bir havzadır burası. Bunu bilmeyen yoktur.
Böyle bir havzada metan; kömürle birlikte boğuşulacak bir bela değil, kömürden önce çıkarılması gereken bir gazdır. Metan drenajı; ocak açılmadan önce, bilimle, sondajla, mühendislikle yapılmalıdır. Amerikan kaya gazı teknolojilerine benzer yöntemlerle metanı kömüre dokunmadan yeryüzüne çıkarmak mümkündür. Üstelik o gaz; bir tehdit olduğu kadar bir servettir de. Yetkililer bugün “kesin sebep araştırılıyor” diyor. Kesin sebebi bu havza iki yüz yıldır biliyor: havza tektoniği ve metan. Soruşturma elbette yapılsın; ihmal varsa hesabı sorulsun. Ama ihmal, düzenin üstündeki örtüdür; örtüyü kaldırınca altından yine havza tektoniği ve metan çıkar.
Patlayan ocak özel bir ocaktır. Rödovansçılar dünyanın en zor işini yapıyor. Onlara mostra gösterip “git çıkar” denmemeli; etüdü yapılmış, projelendirilmiş sahalar verilmelidir. Havzanın yüz yetmiş yıllık bilgi birikimi bu ocaklara proje olarak aktarılmalı; denetim de bu zemin üzerinde yapılmalıdır. Kaçakçı diye yaftalamakla, patlayınca da ocak kapatmakla olmaz. Çalışma şartlarını düzenle, imkân ver, adam kaçakçı değil madenci olsun.
Bir de hesap var.
Bu havzadan iki yüz yıldır kömür çıktı. Ülkeye hayat, kimlik ve enerji oldu; Cumhuriyetin ilk çeyrek asrında enerji bağımsızlığını tek başına taşıdı. Bugün ise TTK’nın üretimi bir milyon ton civarına düştü; çıkan kömür yok pahasına santrale gidiyor. Santraller yirmi milyon ton yakıyor, on dokuz milyonu ithal. Santrallerin ve demir çeliklerin kullandığı kömürün tamamı dışarıdan geliyor. Ama; Zonguldak’ta “dostlar alışverişte görsün üretimi” devam ediyor ve onun cenazeleri hâlâ Zonguldaklının yüreğini dağlıyor.
Oysa kömür karbondur. Karbon ise; bataryanın anodu, elyafı, elektrotu, enerji depolamanın kalbidir. Yakılacak bir yakacak değil, karbon kimyasının hammaddesidir. Zonguldak’ı “yakılan kömür havzası”ndan “enerji teknolojileri havzası”na dönüştürmek mümkündür. Bu dönüşümün raporu da hazırdır.
Her felaketten sonra aynı sahne tekrarlanır: Bakan açıklama yapar, Vali hastane önünde konuşur, başsağlığı dilenir, soruşturma açılır, rapor yazılır. Sonra bir sessizlik ve adeta bir sonraki patlama beklenir.
Artık bu sahneyi değiştirmeliyiz.
Zonguldaklılık bizim ortak kimliğimizdir. Gelik’te ölen; Kozlu’nun da, Devrek’in de, Çaycuma’nın da, Ereğli’nin de evladıdır. Bu ortak kimlik; cenazelerde yan yana durmak için değil, cenazeleri bitirmek için harekete geçmelidir. Resmi inisiyatif sivil inisiyatifi boğmuştur; o yüzden hâlâ çare için gözümüz Ankara’dadır. Oysa Zonguldak’ın kendi politikası ve çözümü yoksa Ankara’nın yapacağı bir şey de yoktur. Bu yüzden Zonguldaklı önce politika seçmeli, sonra politikacı seçmelidir. Zonguldak’ın bir kömür ve gelecek politikası olmalıdır; onu Ankara değil, Zonguldaklı yazmalıdır.
Zonguldak; yakacak kömür havzasından, enerji teknolojileri havzasına dönüşmelidir. Zonguldaklı yer altından yer üstüne çıkarılmalıdır.
Belediyeler, Ticaret ve Meslek Odaları, TTK, Sendika, Üniversite, ağırlığı Zonguldak dışına kaymış ama Zonguldak için çabalayan Sivil Toplum Kuruluşları, çevreciler ve rödovansçılar herkes aynı masaya oturmalıdır. Bu şarkıyı tek tek değil, koro halinde söylemeliyiz. Kör dövüşüne düşmemeliyiz. Çünkü itişip kakışırken kaybettiğimiz enerji, çözüme değil ağıta dönüşüyor.
Kırk üç yıl önce bir Başbakan sormuştu: “Ne yapacağız?”
Benim cevabım kırk üç yıldır değişmedi; Kömürü değil, insanı yeryüzüne çıkaracağız.
Kömür Havzasından, Filyos Havzasına geçeceğiz.
Filyos Havzası Projesinden ve onun limanından asla vazgeçmeyeceğiz. Çünkü Filyos limanı; doğalgaz arama gemilerinin tamir limanı olarak kurulmadı. O liman; bir havza projesinin lojistik limanıdır. Zonguldak’ın, Bartın’ın, Karabük’ün, Çaycuma’nın, Devrek’in, Gökçebey’in tarım ve teknoloji havzasına dönüşmesinin temel şartı ve oraların geleceğidir. Doğalgaz borusunun karaya çıkması için limana ihtiyaç yoktur. Liman; havza projesinin lojistiği için yapıldıysa, havzanın gerçek gelişmesinin temeli olacaksa kırk yıllık havza projesini limansız bırakmak akıl karı değildir. Hiç değilse, doğalgaz ile havzanın lojistiği birlikte düşünülerek liman işletilmelidir.
Sonuç olarak; şayet Zonguldaklı kömürünü yüksek teknolojili enerji üretimine doğru döndürmezse, Filyos vadisini ve onun limanını sadece doğalgaza indirgerse yani bu düzen böyle giderse, Zonguldak ağlamaya ve madenci omuzları tabut taşımaya devam edecektir.
Zonguldaklılar bu kadere razı olamazlar, olmamalıdırlar."