Zonguldak Tarih yazarı Hayati Yılmaz, 30 Ağustos Zafer Bayramı dolayısıyla kaleme aldığı yeni yazısında, Milli Mücadele döneminde İstanbul’dan Anadolu’ya silah ve mühimmat aktarılmasında önemli rol oynadığı belirtilen M.M. (Mim Mim) Grubu’nun Zonguldak ve Karadeniz Ereğli’deki faaliyetlerini ele aldı.
Yılmaz’ın yazısı şu şekilde:
Milli Mücadele'nin efsanevi yeraltı teşkilatı olan M.M. Grubu (Müsellah Müdafaa-i Milliye), işgal altındaki İstanbul'dan kaçırılan silah, mühimmat ve kritik personeli Anadolu'ya ulaştırmak için Karadeniz kıyı şeridinde ve özellikle Karadeniz Ereğli'de çok güçlü, kusursuz işleyen gizli bir ajan ve lojistik ağı kurmuştur. Bu örgüte Mim Mim Grubu da denmiştir.
Fransız işgal güçlerinin ve İngiliz istihbaratının tüm baskılarına rağmen, Zonguldak'taki bu yeraltı ağı, cephenin kaderini değiştirecek operasyonlara imza atmıştır.
MİM Grubu, Ereğli'deki en stratejik istihbaratı ve lojistik desteği yerel denizciler kanalıyla sağlamıştır. Ereğli limanındaki kayıkçılar, reisler, hatta iskele hamalları M.M. Grubu'nun sahadaki en aktif ajanlarıydı. İstanbul'dan "ticari mal" ya da "kömür boşaltma" bahanesiyle gelen teknelerdeki gizli mühimmat sandıklarını, Fransız devriyelerinin ruhu bile duymadan geceleri gizli ambarlara ve mağaralara taşırlardı. Denizdeki balıkçı tekneleri, Karadeniz'de devriye gezen Fransız ve Yunan savaş gemilerinin rotalarını, yerlerini ve saatlerini takip ederek Mim Mim Grubu'na rapor ederlerdi. Bu sayede İstanbul'dan gelen cephane teknelerine güvenli geçiş rotaları çizilirdi.
İstihbaratın temel kuralı olarak düşmanın içine sızmayı başaran M.M. Grubu, Ereğli'de kritik noktalarda elemanlar bulundurmuştur:
Haberleşmenin can damarı olan Ereğli ve Zonguldak telgrafhanelerindeki Türk memurlar, Mim Mim Grubu (M.M.) adına çalışıyordu. Fransızların kendi aralarındaki yazışmaları veya İstanbul Hükümeti'nin gizli emirlerini anında şifreli mesajlarla Ankara'ya ve yerel Kuva-yı Milliye komutanlarına aktarıyorlardı. O gün adeta bugünün MİT teşkilatı gibi çalışıyorlardı.
Fransızların kontrol etmek istediği kömür ocaklarında çalışan bazı Türk mühendisler ve işçi başı (çavuş) figürleri, Fransız askeri birimlerinin mevcudu, nöbet değişim saatleri ve silah depolarının yerleri hakkında istihbarat toplardı.
İstanbul'dan kaçan subayların, diplomatların ve aydınların İnebolu'ya ya da iç kesimlere güvenle geçebilmesi için Ereğli bir "güvenli liman" olarak tasarlanmıştır. Ereğli'deki M.M. ajanları, Fransız kontrol noktalarından geçmek zorunda kalan vatansever subaylara "maden işçisi", "kömür tüccarı" veya "yerel balıkçı" kimlikleri ve sahte belgeler düzenlerdi. Kasabanın gözden uzak mahallelerinde ve çevre köylerde nakledilen silahların saklandığı gizli depolar ile Anadolu'ya geçiş sırasını bekleyen önemli isimlerin konakladığı güvenli evler oluşturdular.
Ereğli'deki M.M. Grubu ağının en somut ve büyük başarısı Gazi Alemdar Gemisi olayıdır.
İstanbul'dan kaçırılan Alemdar gemisi Ereğli'ye sığındığında, Fransızların gemiyi geri almak için yapacağı ani baskın planı, Ereğli'deki liman ve Fransız komutanlığı içerisindeki M.M. ajanları tarafından erkenden öğrenilmiş ve Türk direnişçilere ulaştırılmıştır.
Bu erken istihbarat sayesinde Ereğli halkı ve gemi mürettebatı pusuda beklemiş, Fransız askerlerini esir alarak Milli Mücadele'nin tek deniz zaferini kazanmıştır.
Özetle; M.M. Grubu'nun Ereğli'deki ağı, kendilerini kamufle etmekte usta olan işçiler, denizciler ve memurlardan oluşan, "yaprak kımıldasa haberi olan" çok hücreli ve son derece disiplinli gizli bir yeraltı teşkilatıydı...
Milli Mücadele döneminde Zonguldak ve Ereğli havzasını işgal eden Fransız ordusunu zayıflatmak için MİM Grubu, askeri tarihe geçecek nitelikte psikolojik harp ve sızma taktikleri uygulamışlardır. Fransız işgal gücünün önemli bir kısmının Cezayir, Tunus, Fas ve Senegal gibi sömürgelerden getirilen Müslüman ve siyahi askerlerden oluştuğunu fark eden Türk istihbaratı, savaşı silahla değil, beyin ve inanç ekseninde kazanmak için şu taktikleri yürütmüştür:
Türk istihbaratçıları, Fransız saflarındaki Kuzey Afrikalı (Cezayirli, Tunuslu) Müslüman askerlerin kalbini kazanmak için din bağını kullanmıştır.
Gece yarısı Fransız karargâhlarının yakınına, siperlerine ve askerlerin geçiş güzergâhlarına Arapça ve Fransızca yazılmış gizli broşürler bırakılmıştır. Bu broşürlerde, "Sizler Hristiyan Fransızların kölesi olarak, İslam'ın askerlerine karşı savaşıyorsunuz. Kardeş kanı dökmeyin." mesajı işlenmiştir.
Cuma namazına gitmelerine izin verilen Müslüman sömürge askerleriyle, camilerdeki Türk istihbarat ajanları sivil kıyafetlerle cemaat arasında temas kurmuştur. Onlara durumun iç yüzü anlatılmış, yedirilip içirilmiş ve dostluk bağları kurulmuştur.
Askerlerin psikolojisini bozmak ve ait oldukları yeri hatırlatmak için geceleri Fransız kamplarının çok yakınındaki tepelerden Türk askerleri ve istihbaratçıları tarafından yüksek sesle kuruluş ezanları ve Kur'an-ı Kerim okutulmuştur. Bu taktik, karanlıkta ne olduğunu anlamaya çalışan ve vicdan azabı çeken sömürge askerleri üzerinde muazzam bir çözülme yaratmıştır.
Türk ajanları maden işçisi, seyyar satıcı, oduncu veya liman hamalı kılığında Fransız askeri kamplarının içine kadar sızmıştır. Fransız subayların yerli halkı küçümsemesinden faydalanarak kamplara rahatça girip çıkan bu ajanlar, sömürge askerlerine sigara, yiyecek ve küçük hediyeler vererek güvenlerini kazanmış, onlardan Fransız ordusunun cephane durumu ve nöbet saatleri hakkında kritik bilgiler toplamışlardır.
Bu psikolojik harbin sonucunda Fransız ordusunda kitlesel çözülmeler başlamıştır. Türk istihbaratı, saf değiştirmek veya firar etmek isteyen sömürge askerleri için Zonguldak ve Ereğli dağlarında güvenli kaçış rotaları (menziller) oluşturmuştur. Kaçan askerler dağ köylerinde misafir edilmiş, köylü kıyafetleri giydirilmiş ve koruma altına alınmıştır.
Fransız ordusundan firar eden sömürge askerlerinin bir kısmı memleketlerine dönmek yerine, Fransızlara karşı Türk ordusunun safına geçerek silah arkadaşı olmuşlardır. Hatta bazı Cezayirli askerlerin, Türk topçu bataryalarında Fransız mevzilerini bizzat bombaladıkları tarihi kayıtlara geçmiştir.
Bu dahiyane psikolojik harp taktiği o kadar başarılı olmuştur ki, Fransız komutanlığı sömürge askerlerinin artık Türklere karşı savaşmayacağını ve her an isyan edebileceğini anlayarak orduyu kamplara kilitlemek zorunda kalmıştır. Silahlı güçlerinin içeriden çöktüğünü gören Fransa, Zonguldak ve Ereğli havzasında daha fazla tutunamayacağını anlayarak bölgeyi erken terk etmek zorunda kalmıştır.
Ankara Antlaşması (20 Ekim 1921), Milli Mücadele döneminde askeri, diplomatik ve istihbarat alanında kazanılan başarıların sonucunda Fransa ile imzalanan ve Güney Cephesi'ni kapatan tarihi bir dönüm noktasıdır.
TBMM, Ankara Antlaşması'ndan sonra MİM Grubu istihbaratını resmi olarak tanımıştır.
Başkomutan Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı'nda yer almış tüm vatanseverlere şükranlarımı sunar, Cenab-ı Allah'tan rahmet dilerim.
30 Ağustos Zafer Bayramı'nız kutlu olsun.
Hayati Yılmaz ile
Zonguldak Tarih




