Suça Sürüklenen Çocuklar Gerçeği

Abone Ol

Bir çocuğun “suç” ile yan yana gelmesi, yalnızca o çocuğun hatası değildir. Bu durum; ihmallerin, görmezden gelmelerin ve sahte bir konfor uğruna feda edilen değerlerin birikmiş sonucudur. Ne var ki bizler çoğu zaman sonuçlarla ilgileniriz: kavgalar,kırılan camlar, çalınan eşyalar, bozulan huzur…

Herkes failin kim olduğuna odaklanırken asıl sorulması gereken şudur: Suçlu sadece o çocuk mu, yoksa ona bu alanı açanlar da mı? Çünkü hakikat bize şunu söyler: O eylemi gerçekleştiren elin arkasında; o ele “dur” dememiş bir anne, hatayı örtbas etmiş bir baba ve başını çeviren bir toplum vardır.

Modern ebeveynliğin en büyük yanılgılarından biri, çocukla çatışmamayı “iyi ebeveynlik” sanmaktır. Oysa pedagojide “hayır” kelimesi, çocuğun en önemli güvenlik duvarıdır. Çocuğuna “dur” demeyen anne babalar, farkında olmadan ona hayatın kuralsız olduğunu öğretir. Kendi sınırını bilmeyen bir çocuk, başkasının hakkının nerede başladığını da öğrenemez.

Evde yaptığı yanlış görmezden gelinen, her hatası “o daha çocuk” denilerek meşrulaştırılan birey; dış dünyaya çıktığında kuralları kendi isteğine göre esnetebileceğini zanneder. Sınır konulmayan çocuk sevgiyle büyütülmüş değildir; aksine sahte bir özgürlükle, fark edilmeden bir uçuruma sürüklenmektedir.

“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışı, toplumsal çürümenin en hızlı yayılan hastalığıdır. Kapısının önündeki kavgayı duyup ışığını söndürenler, komşusunun çocuğunun yanlışını görüp “ailesi ilgilensin” diyerek susanlar; o yılanın bir gün dönüp kendilerini de sokacağını unutmamalıdır.

Psikolojik açıdan bu durum bir duyarsızlaşmadır. Bir çocuk yanlış yaparken sessiz kalmak, o yanlışı zımnen onaylamaktır. Çünkü çocuklar yalnızca söylenenleri değil, sessizlikleri de öğrenir. Tepki verilmeyen bir ortamda büyüyen çocuk için etik değerler silikleşir, empati duygusu körelir. Suç, işte bu sessizliklerin oluşturduğu boşlukta filizlenir.

Bir çocuk suça bulaştığında, mahkeme salonunda aslında tek başına değildir. O sandalyede; çocuğunun yanlışını sorgulamayan anne, “benim çocuğum yapmaz” diyerek gerçeği inkâr eden baba ve gördüğü yanlışa sırt çeviren toplum da görünmez şekilde yer alır.

Sadece dersini anlatıp giden, çocuğun kalbine ve karakterine dokunmayan her eğitimci de bu zincirin bir parçasıdır.

Hakikati örtenler, adaleti eğip bükenler de en az suç işleyenler kadar sorumludur.

Sosyolojik açıdan suç, bireysel bir eylem gibi görünse de aslında çevresel bir üründür. “Suçlu çocuk” yoktur; suça sürüklenen, suça itilen ya da suç işlemesine göz yumulmuş bir çocuk vardır. Aile, okul ve mahalle gibi sosyal kontrol mekanizmaları işlevini yitirdiğinde; çocuk, aidiyet duygusunu yanlış mecralarda aramaya başlar.

Bir toplumu ayakta tutan yalnızca yasalar değildir; aynı zamanda birbirimize karşı hissettiğimiz sorumluluktur. Bir çocuğun yanlışına “dur” demek, sadece o anı kurtarmak değil; onun gelecekteki vicdanını inşa etmektir.

Eğer bir nesli korumak istiyorsak; önce anne babaların “hayır” demenin de bir sevgi biçimi olduğunu kavraması gerekir. Ardından toplumun her bir ferdinin, “bana dokunmayan yılan” anlayışının aslında hepimizin geleceğini zehirlediğini fark etmesi şarttır.

Unutulmamalıdır ki bir çocuğun suçu, çoğu zaman yetişkinlerin ihmalinden doğar. Yarının huzurlu toplumu; bugün yanlışın karşısında dimdik duran, çocuğuna sınır koyabilen ve çevresine duyarlılıkla yaklaşan insanların vicdanında yükselecektir.

{ “vars”: { “account”: “G-PS7CWR0GE0” }, “triggers”: { “defaultPageview”: { “on”: “visible”, “request”: “pageview”, “vars”: { “title”: “Name of the Article” } }, “clickOnHeader”: { “on”: “click”, “selector”: “#header”, “request”: “event”, “vars”: { “eventCategory”: “examples”, “eventAction”: “clicked-header” } } } }