GÜNDEM

ÖTV muafiyetinde yeni düzenleme tepki aldı

Türkiye Sakatlar Derneği Zonguldak Şube Başkanı Hüseyin Şirin engelliler için araç alımında ÖTV’de yapılan düzenlemenin adaletsiz olduğunu vurguladı.

Abone Ol

Türkiye’de engelli bireylerin sosyal hayata katılımı önündeki en büyük engellerden biri olan ulaşım sorunu, Nisan 2026’da yürürlüğe giren yeni ÖTV düzenlemesiyle tekrar gündeme oturdu. Ancak bu düzenleme, beklenen adaleti sağlamak yerine, engelli camiasını "engel türüne göre" kategorize eden yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi.

1. AYM Ne Demişti, Meclis Ne Yaptı?

​Anayasa Mahkemesi (AYM), 2024/240 Esas sayılı kararıyla devrim niteliğinde bir adım atmış ve ÖTV muafiyetindeki "aracı bizzat kullanma ve tertibat yaptırma" zorunluluğunu iptal etmişti. Mahkemenin gerekçesi çok netti: Bir hakkı, kişinin engelinden dolayı yerine getiremeyeceği bir şarta (araç kullanma) bağlamak, anayasal eşitlik ilkesine aykırıdır.

​Ancak bu ay yasalaşan yeni düzenleme, AYM’nin bu kapsayıcı yorumunu daraltarak hakkı sadece "ehliyet alamayan ortopedik engelliler" ile sınırlı tuttu. Bu durum, görme ve işitme engelli bireyleri hukuki bir boşlukta ve derin bir haksızlık içinde bıraktı.

2. Hukuki Garabet:

Engel Türüne Göre Hak Dağıtılır mı?

​Mevcut tabloyu bir "garabet" olarak nitelememize neden olan üç temel çelişki bulunmaktadır:

​Ayrımcılık Yasağı: Anayasamızın 10. maddesi "Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet... ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir" der. Ortopedik engelli bir bireye "ehliyet alamadığın için yakının senin adına araç alabilir" denilirken; görme engelli bir bireye "sen de ehliyet alamıyorsun ama senin engel türün bu kapsama girmiyor" demek, açık bir hukuk ihlalidir.

Ulaşım Hakkının İhlali:

ÖTV muafiyeti bir lütuf değil, engelli bireyin sosyal hayata, hastaneye, işe veya eğitime erişimini sağlayan bir **"hareketlilik desteği"**dir. Görme engelli bir bireyin ulaşım ihtiyacı, ortopedik engelli bir bireyden daha az değildir.

​Mantık Çelişkisi: Devlet, %90 ve üzeri raporu olan görme engelliye bu hakkı tanırken, %89 raporu olana "sen aracı kullanamazsın, tertibat da takamazsın, o halde bu haktan yararlanamazsın" demektedir. Oysa her iki birey de aracı bizzat kullanamayacak durumdadır.

3. "10 Yıl" Cezalandırması

​Düzenlemedeki bir diğer sorun ise, yeni kapsama alınan bireyler için araç satma süresinin 5 yıldan 10 yıla çıkarılmasıdır. Teknolojinin ve engelli ihtiyaçlarının hızla değiştiği bir çağda, bir engelliyi aynı araca 10 yıl boyunca mahkum etmek, verilen hakkı adeta bir "borç" gibi geri istemektir.

Sonuç: Adalet Yarım Kalmamalı

​Sivil toplum kuruluşları ve hukukçular olarak çağrımız nettir: Hukuk, engel grupları arasında hiyerarşi kurmaz. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı, sadece bir grup için değil, tüm "aracı bizzat kullanamayacak durumda olan" engelliler için verilmiştir.

​Türkiye Sakatlar Derneği ve tüm paydaşlar olarak, bu düzenlemenin kapsayıcı bir hale getirilmesi, "yerlilik" ve "10 yıl" gibi kısıtlamaların esnetilmesi için mücadelemizi sürdüreceğiz. Unutulmamalıdır ki; bir hak, toplumun tüm kesimleri için eşit uygulanmadığı sürece "hak" değil, "ayrıcalık" olur.

{ “vars”: { “account”: “G-PS7CWR0GE0” }, “triggers”: { “defaultPageview”: { “on”: “visible”, “request”: “pageview”, “vars”: { “title”: “Name of the Article” } }, “clickOnHeader”: { “on”: “click”, “selector”: “#header”, “request”: “event”, “vars”: { “eventCategory”: “examples”, “eventAction”: “clicked-header” } } } }