Yine yüreğimiz yandı.
Yine bir ocağa ateş düştü.
Genç bir öğretmen…
Bir ideal, bir umut, bir emek…
Birkaç gün önce Fatma Nur Çelik isimli genç bir öğretmen kardeşimiz İstanbul Çekmeköy’de görev yaptığı lisede bir öğrencisinin saldırısına uğrayarak hayattan koparıldı.
Sözlerimin hemen başında Fatma Nur öğretmenimize Rabbimden rahmet diliyorum. Mekânı cennet olsun.
Bir öğretmen…
Elinde kalem, yüreğinde merhamet taşıyan bir insan…
Hemen sormak istiyoruz:
Bir öğretmen, hangi ihmaller zincirinin sonunda bir öğrencinin öfkesinin hedefi hâline gelir?
Ya da bir öğrenci nasıl bu hâle gelir?
Bu sadece bir adli vaka değildir.
Bu, üzerinde titrememiz gereken bir toplumsal alarmdır.
Bir gencin, öğretmenini bıçaklayacak kadar gözü dönmüş hâle gelmesini o ana kadar fark edememek; incelenmesi, sorgulanması ve bundan sonrası için mutlaka ders çıkarılması gereken bir durumdur.
Şiddet bir anda ortaya çıkmaz.
İhmal edilen bir öfke, görülmeyen bir travma, konuşulmayan bir yalnızlık zamanla büyür…
Ve bir gün patlamaya dönüşür.
Biz nerede hata yapıyoruz?
17–18 yaşına kadar eğitim sisteminin içinde olduğu hâlde okumaktan, öğrenmekten, değer kazanmaktan nasibini alamamış gençleri “zorunlu” diyerek aynı ortamda tutmaya devam etmek artık cesaretle sorgulanmalıdır.
Eğitim sadece binada bulunmak değildir.
Eğitim; karakter inşasıdır.
Eğitim; değer kazandırmadır.
Eğitim; yön göstermedir.
Okuma kabiliyeti olmadığı yetkili kurullarca tespit edilen çocuklara, sırf sistem böyle diye 12 yıl aynı koridorlarda zaman tükettirmek çözüm değildir. Ortaokuldan sonra becerilerine göre spor, sanat ya da meslek alanlarına yönlendirilmelidirler.
Her çocuk akademik olmak zorunda değildir.
Ama her çocuk değerli olmak ve kendini değerli hissetmek zorundadır.
Çünkü hayat sadece sınav kağıtlarından ibaret değildir. Her çocuk matematikte başarılı olmayabilir, her genç üniversite sıralarında oturmak istemeyebilir. Kimi el becerisiyle parlar, kimi sporda, kimi sanatta, kimi teknik bir alanda… Kimi bir tornanın başında ustalaşır, kimi bir sahnede alkış toplar, kimi bir atölyede üretir.
Akademik başarı tek ölçü hâline getirildiğinde; farklı yeteneklere sahip çocuklar “başarısız” damgası yer. Oysa başarısız olan çocuk değil, onu tek kalıba sığdırmaya çalışan sistemdir.
Bir çocuğu sürekli “yetersiz ve beceriksiz” hissettirmek, onun iç dünyasında sessiz bir kırılma oluşturur. O kırılma zamanla öfkeye, umutsuzluğa, hatta topluma yabancılaşmaya dönüşebilir. Değer görmeyen bir genç, bir süre sonra kendini değersiz hissetmeye başlar. Kendini değersiz hisseden bir insan ise ya içine kapanır ya da öfkeye sarılır.
Bizim görevimiz her çocuğu aynı hedefe zorlamak değil; her çocuğun fıtratına uygun yolu bulmasına rehberlik etmektir. Eğitim, tek tip insan üretmek değil; farklı yetenekleri keşfetmek ve geliştirmektir.
Çünkü akademik diploma bir insanı meslek sahibi yapabilir.
Ama değer görmek, bir insanı şahsiyet sahibi yapar.
Ve unutmayalım:
Bir çocuğun değeri, aldığı notla değil; taşıdığı potansiyelle ölçülür.
Bugün bir öğretmeni değil sadece vicdanı, merhameti kaybettik.
Ama asıl mesele, yarın başkalarını kaybetmemek için ne yapacağımızdır.
Artık konuşma zamanı değil, çözüm üretme zamanıdır.
Artık geçiştirme zamanı değil, önlem alma zamanıdır.
Bu acının ardından hamaset değil, akıl üretmek zorundayız.
İşte atılması gereken adımlar:
Her şeyden önce riskli öğrenciler erken aşamada tespit edilmelidir.
Davranış bozukluğu, ağır öfke problemi ve şiddet eğilimi olan gençler sistemli bir şekilde izlenmeli; rehberlik servisleri kâğıt üzerinde değil sahada etkin çalışmalıdır.
Okullarda psikolojik destek mekanizmaları güçlendirilmelidir. Bir rehber öğretmene yüzlerce hatta binlerce öğrenci düşen bir sistem sağlıklı değildir.
Travma, bağımlılık ve şiddet eğilimi konusunda uzman destek sağlanmalıdır.
Zorunlu eğitim modeli cesaretle yeniden değerlendirilmelidir. Ortaokuldan sonra öğrenciler ilgi ve yetenek analizine tabi tutulmalı; akademik, mesleki, teknik ve sanat-spor odaklı farklı eğitim hatları güçlendirilmelidir.
Her çocuk üniversiteye gitmek zorunda değildir; ama her çocuk üretmek zorundadır.
Mesleki eğitim itibarsızlaştırılmamalı; bilakis güçlendirilmelidir. Sanayi ve üretim alanlarıyla entegre uygulamalı modeller yaygınlaştırılmalıdır.
Öğretmenlerin güvenliği mutlaka sağlanmalıdır. Okullarda güvenlik önlemleri artırılmalı, riskli bölgelerde güvenlik personeli bulundurulmalıdır. Öğretmene yönelik şiddette caydırıcı ve hızlı yaptırımlar uygulanmalıdır.
Riskli öğrenciler için rehabilitasyon merkezleri oluşturulmalı; ağır şiddet eğilimi olan gençler normal sınıf ortamında kontrolsüz bırakılmamalıdır.
Okul–veli ilişkisi güçlü ve koordineli yürütülmelidir. Aile, çocuğun ilk okuludur. Okul ise ailenin tamamlayıcısıdır. Bu iki yapı arasındaki kopukluk en büyük boşluğu oluşturur. Problemli öğrencilerin velilerine yönelik ebeveynlik eğitimleri zorunlu hâle getirilmelidir.
Ve en önemlisi…
Eğitim sistemi sınav merkezli değil, insan merkezli yeniden yapılandırılmalıdır. Empati, sabır, iletişim, çatışma çözme ve değerler eğitimi müfredatın asli unsuru hâline getirilmelidir.
Unutulmamalıdır ki öğretmen, sadece dört duvar arasında ders anlatan kişi değildir.
Öğretmen, bir neslin vicdanı ve geleceği mimarıdır.
Ve biz…
Geleceğimizin inşası için öğretmenlerimizi,
Öğretmenlerimizin güvenliği için de vicdanı ve merhameti yeniden kuşanmak ve korumak zorundayız.
Çünkü merhamet giderse, geriye sadece korku kalır.
Ve korkunun olduğu yerde ne eğitim olur, ne de gelecek…