Türkiye'de eczanelerde yaşanan ilaç yokluğu, yıllardır süren dönemsel bir aksaklık olmaktan çıkıp kalıcı bir krize dönüşmüş durumda. Kanser tedavisinde kullanılan ilaçlardan kardiyovasküler sistem ilaçlarına, diyabet tedavisinde kullanılan metformin etken maddeli ilaçlar ve insülinlere kadar birçok temel ilaca erişim haftalarca hatta aylarca mümkün olmuyor.
uzmanlar, özellikle kronik hastalar ve acil müdahale gerektiren durumlar için bu tablonun giderek daha ağır sonuçlar doğurduğunu belirtiyor.
İlaç emekçilerinin sahadan aktardığı örnekler de tabloyu somutlaştırıyor: Tüp bebek tedavileri ilaç yokluğu nedeniyle erteleniyor, ileri evre kanser hastaları ağrı bantlarına ulaşamadıkları için dayanılmaz ağrılarla yaşamaya zorlanıyor, çocuklarda kullanılan bazı ilaçlar dönem dönem raflardan çekiliyor ve yoğun bakımda kullanılan hayati ilaçların yokluğu hayat kayıplarına yol açabiliyor.
Eczanelerde her gün onlarca hasta "maalesef yok" cevabıyla karşılaşıyor; eczacılar ise birbirlerini arayarak ya da gruplara yazarak ilacın izini sürmeye çalışıyor. ilaç bulunamama sorununun artık temel tedavi alanlarını kesintiye uğrattığını gösteriyor.
Eczacıların yeni mesaisi: WhatsApp'ta ilaç aramak
İlaç yokluğu, eczacılık mesleğinin gündelik pratiğini de baştan aşağı değiştirmiş durumda. Cem Kılınç, günün önemli bir bölümünü artık reçete girmekten çok ilaç aramakla geçirdiklerini söylüyor. Eczacılar, kendi aralarında ve meslek örgütlerinin öncülüğünde kurulan WhatsApp gruplarında, bir ilacın farklı şehirlerdeki depolarda ya da eczanelerde bulunup bulunmadığını sorguluyor.
Bir eczanenin bulamadığını başka bir eczane bulabiliyor; kimi zaman da bir şehirde hiç bulunamayan ilaç, yüzlerce kilometre ötede sınırlı sayıda mevcut olabiliyor. Ancak Kılınç'a göre bu, kurumsal ve güvenceye alınmış bir sistem değil; tamamen eczacıların inisiyatifine ve dayanışmasına dayanan bir "kriz yönetimi."
İlaçta makas nasıl açıldı?
Türkiye'de ilaç fiyatları, Sağlık Bakanlığı'nın belirlediği sabit bir "ilaç euro kuru" üzerinden hesaplanıyor. Bu kur, serbest piyasadaki euro kurunun çok altında tutuluyor.
Türkiye İlaç Sanayi Derneği'nin (TİSD) paylaştığı tabloya göre, ilaçta kullanılan dönemsel euro değeri (DAD), 24 Ekim 2024 tarihli kararla 1 euro için 21,6721 TL olarak belirlendi. Bugün serbest piyasada euro kuru 49 TL'ye yaklaşırken, ilaçta kullanılan DAD kuru hala 21,67 TL seviyesinde.
Bu nedenle Tüm Eczacı İşverenleri Sendikası (TEİS), son açıklamasında, gerçek kur ile ilaçta kullanılan sabit kur arasındaki makas büyüdükçe firmaların Türkiye'ye ilaç getirme motivasyonunun azaldığı uyarısında bulunuyor. Özellikle ithal ilaçlarda ve hammaddesi ithal olan ürünlerde yokluğun derinleştiğine dikkat çekiliyor.
Yeni dönemde İlaç Takip Sistemi'ne eklenen bazı özellikler sayesinde, eczacılar bulundukları şehirdeki depolarda hangi ilacın gerçekten mevcut olduğunu ekran üzerinden görebiliyor. Bu, depoların "yok" dediği ürünler konusunda bir nebze şeffaflık sağlasa da firmaların ilacı Türkiye'ye getirip getirmeme kararını tek başına değiştirmiyor.
Tedaviler aksıyor, hayatlar riskte
İlaç yokluğu en çok kronik hastaları ve uzun süreli tedavi gerektiren hastalıkları vuruyor. Sahadan aktarılan örnekler, çocukların da bu krizden muaf olmadığını gösteriyor.
Yoğun bakım ünitelerinde kullanılan, dakikaların bile hayati olduğu bazı ilaçların bulunamadığı dönemlerde ise sonuç çok daha ağır olabiliyor. Bu ilaçların başka bir şehirde bulunması, hastaya zamanında ulaştırılamadığında çoğu zaman anlamını yitiriyor.
Çözüm ne olabilir?
Uzmanlara göre kısa vadede atılabilecek adımlar arasında, ilaç euro kurunun gerçek kura daha yakın bir seviyeye çekilmesi, kritik ilaçlarda kesintisiz erişimi güvence altına alacak bir tedarik rejiminin oluşturulması ve stok-tedarik zincirinin daha şeffaf hale getirilmesi yer alıyor. Firmaların ve ecza depolarının stok davranışlarının etkin biçimde denetlenmesi de bu paketin parçası olmalı.





