CANIM TÜRKİYEM

Abone Ol

Birçok kez turistik ya da iş amaçlı
yurt dışını ve farklı yaşam biçimlerini
deneyimleme şansımız oldu.

Öncelikle Avrupa,
sonra Amerika, Asya
ve Afrika’nın farklı bölgeleri…

Turistik yerlerini, yaşam şekillerini,
mutfaklarını,
eğitim sistemlerini gözlemledik.

“Burada yaşayabilir miyiz?”
“Burada yaşarsak ne iş yapabiliriz?”
“Çocuklarımızı burada nasıl yetiştiririz?”

diye kafa yorduk gezilerimiz boyunca.

Tüm gurbetçilerimizin cesaretini takdir ederek,
yaşam şekillerine ve imkânlarına özenerek,
ama yapamayacağımız kanısı ile döndük
Canım Türkiyem’e…

……

Yurt dışı gezilerimizden döndüğümüz ilk haftalarda da
o modern ülkeleri
kendi ülkemizle kıyaslamaya başlıyorum.

Bir iki hafta boyunca
sanki kendi ülkemde,
kendi şehrimde turist gibi dolaşıyorum.

Normalleştiğimiz her şey gözüme batıyor.

Kaldırıma çekilmiş arabalar…
Ben yoldan yürüyorum.

Kaldırıma yayılmış çay ocağı masaları…
Ben yoldan yürüyorum.

İçerisi boşken kaldırıma taşmış manav tezgâhları…
Ben yoldan yürüyorum.

Önümde yemek yiyip çöpünü yere atanlar…

Geliş gidişli kaldırımlarda dört kişi kol kola yürüyenler…
Rica ile yol istiyorum.

Bazen de tepkilerinden çekinip
hiçbir şey söylemeden
arkalarından yürümek zorunda kalıyorum.

……

Geçen gün yine böyleydi.

Önümde iki genç yürüyor,
kaldırımı tamamen kapatmışlar.
15-17 yaşlarında…

Hiç sesimi çıkarmadım.
Arkalarına takıldım.

İçlerinden biri, yolu kapatan arkadaşını kendine çekerek
bana yol verdi.

Tepkisiz duramayan ben;

“Teşekkür ederim.
Artık sizlere bir şey söylemeye korkuyoruz.” dedim.

Bunu söylerken ne kadar tedirgin olduğumu anlatamam…

Genç gülümsedi:

“Ne demek, buyurun…
Yol sizin.
Biz o gençlerden değiliz.” dedi.

Gülümsedik birbirimize.

O gençler, bu gençler…
Ne oluyoruz? dedim kendi kendime.

Onlar, bunlar, ötekiler…

Doğru tek değil mi?

Biz bu doğru ile büyümedik mi?
Büyütülmedik mi?
Eğitilmedik mi?

……

Eski dönemlere gidiyorum.
Hatta tarih bilgilerimle daha da geçmişe…

Yerleşik hayat ile göçebe hayatı karşılaştırıyorum.

Yüzyıllarca göçebe yaşamış atalarımızı düşünüyorum;
ev içi ve çevre düzenlerini…

Yerleşik yaşamış Avrupalıyı düşünüyorum;
şehirleşmesini,
ev düzenini,
çevre disiplinini…

Sonra ülkeme dönüyorum.

Sosyal medyada çöp toplayan,
cami tuvaletlerini gönüllü temizleyen
fenomenleri görüyorum.

Sabah önüme bir köy imamının paylaşımı düşüyor.

Köyünü ağaçlandırmaya çalışıyor.

“Okul öğrencileri ve öğretmenleri ile birlikte çalışıyoruz.” diyor.
Yaptıklarını anlatıyor.

İçimde bir umut yeşeriyor.

Sonra haberlerde saçma sapan siyasi gelişmeleri izliyorum.
Koltuk sevdalarını anlamıyorum.

Ama o sırada sevgili imam diyor ki:

“Siz yukarıda kavganızı ede durun,
biz dinimizle, eğitimimizle, çocuklarımızla,
hatta tüm ülkeden aldığımız bağışlarla
köyümüzü güzelleştirmeye devam ediyoruz.”

Daha sonra algımda seçicilik başlıyor.

Birçok benzer habere rastlıyorum.

Birlik beraberlik içinde
köyünü, mahallesini güzelleştiren insanlara…

……

Sonra çözümü buluyorum:

Tümden gelinmemeli;
tüme varılmalı Canım Türkiyem’de…

Öğretmen okuryazarlığımla düşünüyorum;

“Tüm”, doğru kişilere emanet edilmeli…

……

Bayram haftası Canım Türkiyem’de…

Kuzeyden güneye,
doğudan batıya
geçen haftadan beri bir hareket, bir hareket…

Trafik kilitli.
İnsanlar yollarda neredeyse çadır kuracak.

Çoğu memleket özlemi ile yollarda.

Çünkü yurt dışına çıktığında anlıyorsun;
her yer memleket değil.

Bu memleket bizim.

Hep birlikte, hep beraberiz.

Yolda da biziz,
yolcu da…

Çöp de bizim,
temiz yol da…

Kaldırım da bizim,
araba da…

Biraz dikkat Canım Türkiyem’de…

Bayram tadında…

{ “vars”: { “account”: “G-PS7CWR0GE0” }, “triggers”: { “defaultPageview”: { “on”: “visible”, “request”: “pageview”, “vars”: { “title”: “Name of the Article” } }, “clickOnHeader”: { “on”: “click”, “selector”: “#header”, “request”: “event”, “vars”: { “eventCategory”: “examples”, “eventAction”: “clicked-header” } } } }